Yeni Medyanın Yeni Liderleri!

Media_httptrscopecomw_gbdlc

Bir iş seyahati nedeniyle bulunduğum Venezüela'da geçtiğimiz hafta bir gece yarısı...

Kaldığım otelde saat farkından dolayı kaçan uykumun gelmesi için TV kanalları arasında zaplarken birden Venezüela devlet televizyonundaki ilginç bir görüntüye takılıp kaldım; Devlet Başkanı Hugo Chavez, bakanlar kurulunu toplamış ve elindeki BlackBerry cep telefonundan gelen e-posta ve Twitter mesajlarını okuyor, önemli bulduğu mesajları da ilgili bakanlara not aldırıyordu. Arasıra kendisini kızdıran mesajlar olursa konuyu ilgili bakanına soruyor ve hatalı bulduğu bakanı da ekrandaki milyonların önünde bir güzel fırçalıyordu.

Gece yarısı televizyon karşısında toplanan ve halka internet üzerinden hesap veren bir bakanlar kurulu. Bu gerçek üstü görüntüye "Biraz abartı mı acaba?" kuşkusuyla yaklaşıp Chavez'in Twitter hesabına girdim. Her saniye yüzlerce mesaj geliyordu. Zaten az sonra programın sunucusu da, o ana kadar toplam 350.000 mesaj geldiğini söyledi. Bunların içinde iş talepleri ve şikayet mesajlarının yanısıra beğeni mesajları da vardı. Venezüela'lı bir kadının kendisine Twitter üzerinden gönderdiği resimli bir mesaja bakan Chavez "Çok güzel ve çok vatansever bir kadın bu!" şeklinde espriyle karışık bir yanıt verdi. Bir başka vatandaşın "Ben eski bir Stalinistim. Kredi istiyorum!" mesajını okuyunca kahkaha krizine girdi. Ardından telefona tekrar baktığında vatandaşın Stalinist değil stilist olduğunu anlayınca önce biraz bozuldu ancak sonra yine bu durumu ve kendini alaya alarak programı sürdürdü.

Chavez'in Venezüelası, Karayip coğrafyasında yaklaşık 900 bin km2 yüzölçümüne ve 28 milyon nüfusa sahip bir Latin Amerika ülkesi. Dünyanın en büyük 5 petrol ihracatçısından biri olmasına karşın kişi başına düşen milli gelir 6000 dolar civarında. 1498'de Kristopf Kolomb'un bu topraklara ayak basmasıyla başlatılan tarihinin yaklaşık 300 yılını sömürge olarak geçirmiş. 1810'da Simon Bolivar'la başlayan bağımsızlık hareketinin sonrasındaki 200 yılda ise Latin tipi "gel-git demokrasi" sürecini yaşamış ancak ülkenin 500. yılı, Venezüelılar için gerçek bir dönüm noktası olmuş. Bu tarihte Devlet Başkanı seçilen eski darbeci albay Hugo Chavez, geçen son 12 yıl içinde Venezüella'yı "tipik bir Latin Amerika ülkesi" sıfatından kurtararak tamamen özgün bir yola sokmuş.

İzlediği popülist politikalarla toplumun alt kesiminin sevgisini, üst ve orta kesimlerinin ise nefretini kazanan Chavez'in geniş halk kitlelerince neden ve nasıl böylesine koşulsuz desteklendiği, çoğu insanın merak ettiği bir husus. Bana kalırsa, Chavez'in en önemli özelliklerden biri hatta belki de birincisi, hem bireysel hem de kitlesel iletişim becerilerinin üst düzeyde olması. Onu belki de günümüz liderlerinden bir adım öne çıkartan da bu.

Muhaliflerinin elindeki son derece gelişkin ve güçlü geleneksel medyaların karşısına yeni medya araçlarıyla çıkması ve bunlar üzerinden geniş kitlelerle kurduğu sıcak iletişim, onu 2002'de kendisine karşı yapılan askeri darbeden bile kurtarabilmiş. Chavez'in tutuklanmasına tepki gösteren Venezüelalıların kendi aralarında cep telefonlarından mesajlaşarak başlattıkları iletişim sonucu Caracas sokaklarına çıkan milyonların başkanlarını geri istemeleri, darbecilere geri adım attırmış.

Geleneksel medyayı da son derece etkin kullanan Chavez, devlet televizyonundan her pazar yayınlanan "Alo Başkan" programında canlı telefon bağlantıları, SMS ve Twitter üzerinden gönderilen soruları yanıtlıyor. Geçtiğimiz hafta 11. yılını dolduran program hala tüm reality show ve eğlence programlarına fark atarak sürekli en fazla reytingi almakta. İnternetin insanlar arasındaki din, dil,ırk farklarını ortadan kaldırdığı sanal ortamlarda, iş olsun diye bulunlar değil, Chavez gibi kendisiyle barışık ve geniş kitlelerle o medyadan sıcak iletişim kurabilme becerisi olan farklı liderler ön plana çıkıyor. Bir ay önce girdiği Twitter'da kısa sürede 500 bin takipçi edinen Chavez, bunun açık kanıtı!

Posted
 

Teknolojide mahsur kalmak...

Media_httptrscopecomw_plyyy

İzlanda'da patlayan volkanın külleri, Batı uygarlığının saat gibi işleyen düzenini altüst etti ve insanoğlu doğanın gücüne bir kez daha boyun eğdi!

Eyjafjallajokull'un külleri Avrupa göklerinde salına salına dolaşmaya başladığında, bir kongre için Brüksel'deydim. İlk başta pek kimsenin ilgisini çekmeyen olay, AB ülkelerinin hava sahalarını birer birer kapamalarıyla önce kaygılı bir bekleyişe, daha sonra ise bir kabusa dönüştü.

Bir tarafta Paskalya tatili nedeniyle dünyanın dört bir yanına dağılan Avrupalılar, diğer tarafta ise iş ya da turistik amaçla seyahat ettikleri AB ülkelerinde mahsur kalan insanlar evlerine dönebilmenin yollarını araştırırken aynı zamanda mahsur kaldıkları yerlerdeki maddi ve manevi zorluklarla mücadele etmek zorunda kaldı.

Yaklaşık 1 hafta süren ve gün başına 1 milyar dolar ekonomik kayıpla noktalanan bu süreçte, uygarlığın beşiği olarak nitelenen Avrupa ülkeleri gerek yönetim, gerekse toplum olarak iyi bir sınav veremedi. Öncelikle yaklaşık bir aydan beri faaliyette olan ve tüm bilimsel bulgu ve tahminlerin ortaya konulduğu bir doğa olayını hafife alan Avrupa ülkeleri, işbirliği yapmakta ve önlem almakta geç kaldılar. Oysa bir kaç ay önce birileri size, "bilim ve teknolojiden en üst düzeyde yararlanan ve 'kendi aralarında Birlik olduklarını' iddia eden bu ülkelerde 1 hafta boyunca göklerde sadece kuşların uçacağını ve milyonlarca insanın yerlerinden bile kıpırdayamayacağını" söylese büyük olasılıkla gülüp geçerdiniz.

Son teknolojilerle donatılmış uçaklar pistlerde pineklerken onlara binmekten umudu kesen insanlar, tren ve otomobil gibi alternatiflere hücum etti ancak ulaşım düzeni bu ihtiyaca göre planlanmamıştı. Tren ve otobüs seferleri doldu taştı, Avrupa'nın en ücra köşesinde bile kiralık otomobil bulmak imkansızlaştı. Sonuçta, çoğunluk yine yerinde kalmaya mahkum oldu.

Evlerinden uzakta olan insanların gerilimi, konaklama sıkıntılarını fırsat bilen kimi açıkgöz Avrupalıların fiyat arttırması nedeniyle daha da arttı. Bir TV kanalındaki röportajda, Londra'da kaldıkları otelin konaklama fiyatlarını 5 kat arttırması nedeniyle Hyde Park'ta yatmak zorunda kaldıklarını söyleyen Uzakdoğulu işadamları, Avrupa'nın 'uygarlığın beşiği' olduğu argümanını eminim bir kez daha gözden geçiriyorlardır.

Zor durumda olan bu insanların yardımına ise, sosyal medyalar koştu. Örneğin: Twitter.com'da ashtag başlığı altında düzenlenen bir kampanya ile Londra'da barınma ihtiyacı olanlarla onlarla ev ya da odalarını paylaşmak isteyenler buluşturuldu. Benzer biçimde arabasıyla yola çıkacaklar, aynı yöne gideceklerle roadsharing (yol paylaşımı) başlığı altında buluşup birlikte yola çıktı. Fırsatçıların aksine, sosyal medya insanlarının bu dayanışması, teknolojinin ancak doğru ellerde insanlar için faydalı olabileceğinin çarpıcı bir kanıtı oldu.

Benim kişisel 'volkanik kül' maceram ise, Brüksel'deki bir Türk kahvesinde tesadüfen gördüğüm bir Brüksel-İstanbul otobüs ilanı sayesinde tüm Avrupa'yı boydan boya kateden 41 saatlik ilginç bir yolculuğa dönüştü. Eski model bir otobüste ve teknolojiden uzak geçen bu 41 saat boyunca, uzun zamandır unuttuğum kimi değerleri yeniden hatırlama olanağı buldum. Ekran bakmak yerine otobüs camından çevreyi ve doğayı uzun uzun gözlemledim. SMS ve e-posta yerine kitap okudum. Sanal sohbet yerine otobüste yeni tanıştığım insanlarla yüz yüze sohbetler ettim. Bu sohbetlerin yarattığı dostluklar sayesinde, Sırbistan ve Bulgaristan gümrüklerindeki sıkıntıları birlikte aştık. İki gece önce Avrupa'nın karanlığından çıkıp memleketin aydınlığına vardığımız sabah vakti, sanırım hepimizin hayata ve teknolojiye bakışı değişmişti.

Posted
 

Yeni Medyalar, Yeni Gündemler

Media_httptrscopecomw_jovnu

Yazılı ve görsel medyamız gerilimli bir gündemin peşinden koştururken, internetin sosyal medyaları kendi özgün gündemlerini yaratıyor!

5 Milyonluk gazete tirajları, 60 küsür milyon TV izleyicisi ve bilumum istatistiklere bakılırsa ülkemizin gündemi yazılı ve görsel medya tarafından belirleniyor. Gazete, radyo ve televizyonların spor, siyaset, ekonomi, magazin, kültür-sanat, vd. konularda oluşturduğu haber ve içerikler , okuyucu, dinleyici ve izleyici olarak kategorize edilen geniş kitlelelere sunuluyor ve bunların bir kısmı kitlenin ilgisi (reyting, tiraj) ya da medyanın kendi politikalarına göre köpürtülerek devam ettiriliyor.

Birey ve kitleler, içinde yer almadıkları ancak türlü nedenlerle kendilerine dayatılan böyle bir akışı alternatifsizlikten uzun yıllar takip etmek zorunda kaldılar. Ancak internetin özellikle sosyal medyaların ortaya çıkışı, yavaş yavaş böyle bir zorunluluğu ortadan kaldırmakta. İnternetle birlikte insanlar, mevcut gündemi ana akım medyanın tekelinden bağımsız ve çok sesli olarak izleyebilmekte daha da önemlisi sosyal medyalar üzerinden kendi bireysel, yerel, ulusal ve hatta uluslararası gündemlerini oluşturabilmekteler.

Örneğin, kişisel blogu üzerinden kendi duygu ve düşüncelerini özgürce paylaşan biri, bunu Facebook üzerinden yakın çevresiyle tartışma olanağına sahip oluyor ve sadece bununla kalmayıp sosyal medyalar üzerinden farklı kişi ve grupların duygu ve düşünceleri üzerine tartışabiliyor. Zaman-mekan sınırına takılıp kalmaksızın ulusal hatta uluslararası nitelik alabilen böylesi bir iletişim, insanlığı daha katılımcı ve paylaşımcı hale getiriyor ve dünya vatandaşlığı kimliğinin de zeminini hazırlıyor.

Elbette buradan "sosyal medyalar ana akım geleneksel medyayı yok edecek" gibi bir mesaj çıkmamalı ancak her geçen gün daha fazla internet kullanıcısının kendi gündemini kendisinin belirleme hakkını keşfettiği bir gerçek. Türklerin sosyal medyalarda ön sıralarda (Facebook 4., FriendFeed 1.) yer almalarının açıklamalarından biri de bu olsa gerek.

Bu gidişatı fark eden bazı popüler medya yıldızlarının sosyal medyada giderek daha fazla yer almaları ve kendi özel gündemlerini bu yeni medyalarda oluşturmaya çalışmaları da bu eğilimin bir göstergesi.

Twitakip.com sitesindeki rakamlara bakılırsa 42.000 kişi müzisyen Sertap Erener'in, 34.000 kişi karikatürist Erdil Yaşaroğlu'nun ve 24.000 kişi ise gazeteci-yazar Ahmet Hakan'ın takipçisi olmuş ve bu kişilerin duygu, düşünce ve durumlarını kendi gündemlerine almışlar.

Bunların da ötesinde, 27.000 takipçili Oğuz Serdar gibi bu sosyal medyalar üzerinde popüler olan yeni medya yıldızları da var. Gazete tirajları ve televizyon izlenme reytingleri ile karşılaştırıldığında bu rakamlar azımsanabilir ancak bunun sadece bir başlangıç olduğunu da gözden kaçırmamak lazım. Örneğin, 4,7 milyon takipçiyle ABD'li aktör Aston Kutcher'in veya 3,5 milyon takipçiyle TV programcısı Oprah Winfrey'in bu sosyal medyalara geleneksel medya kadar ağırlık verdikleri görülmekte. Üstelik bu takipçiler (geleneksel medyalardan farklı olarak), gündemlerine aldıkları bu kişilerle aynı ortamda bulunma algısı içindeler, onların durumlarından daha spontan biçimde haberdar oluyorlar, onlara olumlu-olumsuz duygu ve düşüncelerini doğrudan gönderebiliyorlar ve hatta kimi zaman doğrudan yanıt alabiliyorlar.

Tüm bu gelişmelere bakıldığında içinde bulunduğumuz zamanların ruhunu, başkalarının akıttığı gerilimli bir kitlesel gündemden ziyade bireylerin kendi insiyatiflerine dayanan daha kişisel ve birebir gündemler yansıtacaktır.

Posted
 

Londra notları

Media_httptrscopecomw_nswaj

 

Geçtiğimiz hafta sonu, "dünya kaşifi" bir arkadaşımın önerisiyle, önce Paris'e uçup oradan hızlı trenle Manş Denizi'nin altından geçerek Londra'ya 48 saatlik bir keşif yolculuğu yaptık. Yolculuğun Paris ve denizin altından geçilerek gidilen kısmı oldukça hızlı ve heyecan vericiydi. Ama bu hoş anlar, Londra Gümrüğü'nde "Türk vatandaşlarının böyle farklı meraklara sahip olamayacağı"na kanaat getiren İngiliz pasaport polisleri yüzünden 3-4 saatlik bir gümrük kabusuna dönüştü.

Böylesi önyargılı bir yaklaşım, insanı Londra gibi bir dünya kentinden bile soğutmaya yeterli ancak şimdi bunları bir kenara bırakalım ve son olarak küresel kriz öncesinde gittiğim bu metropolde kriz sürecinin öncesi ile sonrasının bir karşılaştırmasını sizlerle paylaşayım.

Londra'da krizden en çok etkilenen 'High Street' olarak anılan merkez bölgedeki caddeler olmuş. Oxford, Regent gibi bu zengin ve şık caddelerde bir sürü dükkan kapanmış ya da el değiştirmiş. Turistlerin uğrak yeri Covent Garden Çarşısı'nda dükkanların beşte biri boş ve kiracı bekliyor. Londra'nın sembolü Piccadilly Meydanı'nda HMV, Virgin gibi mega müzik marketler ile Wittard of Chelsea gibi kentin en eski ve prestijli çay mağazası bile kapanmış ya da taşınmış. Halihazırda çalışır gibi görünen çoğu dükkanın, bu bina maliyetleriyle işlerini döndürmesi zor. Ayakta kalanlar ise, yeme-içme, telekom gibi ürüne değil hizmete dayalı iş gören sektörler.

Krizin endüstri-yoğun dönemden bilgi-yoğun döneme geçişi hızlandırdığının da bir göstergesi bu gelişmeler. Bilgi süreçlerini etkin kullanabilen markalar, şube sayılarını önemli ölçüde azaltıp şehrin merkezine kurulan büyük bir-iki konsept mağazayla maliyetlerini düşürürken, satış, pazarlama ve dağıtım sürecini de internet üzerine taşıyarak alışveriş için mağazaya gelme zahmetine katlananlardan daha geniş kitlelere ulaşabiliyorlar. Bunun en güzel örneklerinden biri olan Apple'ın Regent's Caddesi'ndeki dev mağazasında, satıştan çok ürün tanıtımına ağırlık veriliyor. Bu durumu bize teyit eden 'satış' görevlisinin "İnsanlar ürünleri burada inceliyorlar ama ürünü internetteki en ucuz fiyatla satıldığı yeri bularak yapıyorlar. Zaten bizim için önemli olan da, ürünlerimizin satılması!" sözleri de dikkat çekici.

İngiliz Perakende Satış Araştırma Merkezi?nin (Center for Retail Research) 1 Şubat 2010'da yayınladığı araştırmaya göre, İngilizlerin 2009 yılındaki toplam 380 milyar sterlinlik alışverişin %10'unu internet üzerinden yapmış. Geçen ay kentteki kar fırtınası sırasında ise, bu oran %18'e kadar çıkmış.  

Gözüme çarpan bir başka ilginçlik de, kentin dört bir yanındaki reklam panolarının önemli bir kısmının dijital ve internet bağlantılı olarak yenilenmesiydi. Bu dijital panolarda reklamdan ziyade içinde bulunulan bölge ya da duruma göre içerik sunulabiliyor. Panolardaki bilgilere göz atma ihtiyacının artmasıyla da bu bilgilerin içine, uygun ürün ya da hizmetler yerleştirilebiliyor ve bu yolla etkin bir reklam mecrası da yaratılmış oluyor. Örneğin; tiyatrolarıyla ünlü Covent Garden semtine metroyla giderseniz istasyonun hemen her yerinde o gün oynayan müzikallerle ilgili tanıtım filmlerini izleyebiliyor ve bilet ile yer durum bilgileri o andaki güncel haliyle görüntüleniyor. Ya da Heatrow Havaalanı'nda Zürih uçağını beklediğiniz holdeki ekranda, Zürih'in hava ve ulaşım durumu ile kar kalınlığı bilgilerini o bölgeye uygun kayak ürünlerinin tanıtımı eşliğinde alabiliyorsunuz. Sydney holünde ise deniz suyu sıcaklığı bilgileri, dalış ekipmanları reklamıyla birlikte veriliyor.

Son bir not ise kentteki gece hayatına ilişkin; merkez bölgedeki bar, cafe ve restoranların camekanlarında o mekanların Twitter, Facebook gibi sosyal medya adresleri yazılı. Merak edip sayfalara girdiğinizde o mekana ilişkin detaylı bilgilerin yanısıra daha önceki müdavimlerin deneyimleri ve hatta o anda mekanın içindeki bulunan insanların izlenimlerini alabiliyorsunuz. Kısacası Londra, krizin hasarını yeni medyaların desteğiyle atlatmaya çalışıyor!

Posted
 

Bir dönemin sonu, yeni bir dönemin başı!

Media_httptrscopecomw_jdbvq
Bir zamanlar fotoğraf albümlerimiz, okul yıllıklarımız vardı, eşe dosta gösterir ve bununla yetinirdik. Benim gibi X jenerasyonu mensuplarının albümleri siyah beyaz resimler başlar sonra renklenirdi. 2000'lerin başı ICQ, MSN ile arkadaşlarımızı gördüğümüz konuştuğumuz anlık mesajlaşma araçları ile arkadaşlarımız buluşmadan saatlerce konuşmaya başladığımız dönemdi. Email'den sonra arkadaşlarımıza en çok sorduğumuz şey icq numarası veya msn'i idi. Bekarlar bilir, nick kullanarak matchmaking sitelerine girilir, yeni insanlarla tanışılırdı. Nette gerçek ismi bir tek email'de kullanırken Facebook geldi ve değişim başladı. Önce nette kimliğimize kavuştuk ve ad soyadla nette yeralmaya başladık. Sonra, önceden arkadaş ortamında çıkardığımız fotoğraf albümlerimizi herkesin her an ulaşabileceği yorum yapabileceği bir ortama koymaya başladık. Bu bizim için garip bir o kadar da değişik bir deneyimdi. Sonra neyi nette paylaşmalıyım, neyi paylaşmalıyım, kim görsün, kim görmesin soruları başladı. Sorular sormamız normaldi, çünkü ilk defa yaşadığımız bir tecrübede deneyimli olmamız beklenemezdi. Değişim tetikleyen başka bir araç da Twitter oldu, daha önceden ortalığıa konuşmaz, arkadaş arasında sohbet ederken birden kendimizi herkesin herşeyi söylediği bir ortamda bulduk. Daha önceden sadece arkadaşlarımızla dolu listelerimiz konuşmayı hayal bile edemediğimiz, sesimizi duyacaklarından emin bile olmadığımız ünlülerle doldu. Sevdiğimiz bir şarkıcıya, bir film kahramanına, bir politikacıya, bir yazara laf atabilir hale geldik, hatta daha da sevindirici kısmı, cevap da alabilir hale geldik :) Hatta iki kişi konuşurken konuştuklarına gülerken bulduk kendimizi. Bu yeni dönemi anlamayanlar insanlara teşhirci, röntgenci gibi isimler taktılar fakat bu değişim onların alıştığı sosyal ortamdan çok farklı olduğu için onları da suçlamamak gerekiyor. Artık yeni bir dönemin başındayız. Fotoğraf albümlerimizi kapımıza astık, cümlelerimiz paspasın hemen hemen yanında, iş hayatımız kapı zilinin üstünde. "I know what you did last summer" demeye gerek yok artık, her an herkes ne yaptığını biliyor zaten. iTunes'da hangi müziği dinlediğimizden tutun da, şu anda nerede yemek yediğimizi kadar herşeyi paylaşır olduk. Bu dönemin başında olduğumuza göre sıkıntılar yaşayacağımız aşikar. Bu dönemden zararlı çıkanlar da olacak, karlı çıkanlar da. Bir marka hakkında nette küfür edip yarın o marka ile toplantı yapanların mahçup duruma düştüğü, bir markanın stratejisini beğenmediğini söyleyip yeni stratejiler önerenlere iş teklifleri geldiği, patronu hakkında nette konuştuğu için işten atılanların olacağ kısaca birçok iyi ve kötü deneyimi yaşayacağımız bir dönemdeyiz artık. Bu dönemde sosyologlara da çok iş düşüyor, çünkü yeni ve zor bir dönem başlıyor, hiçbirşey eskisi gibi değil onlar için de... Artık farklı düşünme zamanı! Bildiklerinizi unutun ve yeniden öğrenmeye başlayın! Eski bir video ama aşağıdaki video'yu izlemenizi tavsiye ederim :)
Posted
 

Twitter'da Takip Edilesi Türkler...

Twitter hayatımızın ne kadar içine girdi diye merak ederken kimler twitter'da diye inceleme fırsatı buldum. Sizlerle de paylaşmak istedim. Teknoloji veya iş dünyası ile ilgili değil de biraz ünlülere yönelik 60 kişilik bir liste hazırladım. Twitter verified'dan çoğunun haberi yok o yüzden gerçekten o kişiler mi ben de bilmiyorum fakat onları biraz daha tanımak, nelere güldüklerini, nelere ağladıklarını, dünya görüşlerini biraz öğrenmek adına faydalı bir liste olacağını düşünüyorum.
Media_httptrscopecomw_jqeej

Spor

http://twitter.com/trscope/spor

Arda Turan, Engin Atsür, Sinan Güler, Collin Kazım...

Muzik

http://twitter.com/trscope/muzik

Sertab Erener, Yeşim Salkım, Nil Karaibrahimgil, Fazıl Say, Bedük, Gülben Ergen, Levent Yüksel, Aylin Aslım, Demir Demirkıran...

Sinema/Tiyatro

http://twitter.com/trscope/sinema

Birol Güven, Nuri Bilge Ceylan, Melis Birkan, Ceyda Düvenci, Ata Demirer, Demet Akbağ, Cem Yılmaz, Levent Kazak, Elif Dağdeviren...

Medya

http://twitter.com/trscope/medya

Kaan Kural, Okan Bayülgen, Banu Güven, Burcu Esmersoy, Yılmaz Özdil...

Mizah

http://twitter.com/trscope/mizah

Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu, Kaan Sezyum...

Diğer

http://twitter.com/trscope/unlu

Kıvanç Tatlıtuğ, Nefise Karatay, Sevim Gözay, Hülya Avşar...

not: Trscope twitter hesabını bu listelere daha rahat erişin diye açtım, ben yine serkanunsal'ı kullanmaya devam edeceğim ;)

Posted