Archive for the ‘turkcell’ tag

3G bir yaşında!

without comments

Yıllardır sektörün umutla beklediği üçüncü kuşak mobil hizmetler, geçen bir yılın sonunda hayatımıza ne kattı?

Geçen yıl bu zamanlar mobil operatörlerin gösterişli kampanyalarıyla hayatımıza giren 3G hizmetleri, BTK Başkanı Tayfun Acarer?in geçen hafta yaptığı açıklamaya göre 2010 Nisan ayına kadar olan ilk 9 ayında 9 milyon aboneye ulaştı. Bu rakamın dünyadaki toplam 250 milyon 3G abonesi dikkate alındığında önemli olduğunu kaydeden Acarer, aynı 9 aylık dönemde veri iletişim trafiğinin de %50 arttığını belirtti.

İstatistiklere ve yorumlara bakıldığında herşey güzel ve 3G hayatımıza epey girmiş gibi görünüyor. Bir başka deyişle, Türkiye?de her yedi cep telefonu abonesinden biri üçüncü kuşak GSM hizmetlerini ?kullanıyor?. Peki gerçekten durum öyle mi? Kişisel görüşüme göre durum pek de o kadar olumlu değil. Evet, 9 milyon abone çok önemli rakam ancak bunun kaçı aktif, ona da yakından bir bakmak lazım! Geçen yıl yapılan 3G lansmanlarında mobil operatörler, mevcut GSM abonelerinin 3Gye geçebilmesi için son derecekolay bir yöntem icat etmişlerdi. Tek bir SMS gönderimi ile 3G aboneliğiniz hemen ve ücretsiz aktive oluyordu. Bu kolaylık içinde insanlar, ellerindeki telefonlarının bile 3G uyumlu olduğuna bakmaksızın bu yeni teknolojiye kavuşmak için hemen SMSler gönderdiler. Bu heyecanla 3G’ye geçen kitle aradan bir süre geçtikten sonra farketti ki, ‘eski’ GSMden farklı sunulan ve dişe dokunur bir hizmet yok. Üstüne üstlük henüz oturmamış ve sayısı sınırlı 3G şebekeleri yüzünden GSM şebekelerindeki konuşma kalitesini de arar oldular. Arama yaptıklarında şebeke çekmedi, arayanlar da kendilerine ulaşamadı. Sonuçta, önemli bir kitle telefonlarının 3G ayarını KAPALI konumuna alıp eski düzene geri döndü ancak onlar hala 3G abonesi (!) görünüyorlar.

Bu aksiliklerin yanında 3G’nin getirdiği en önemli yenilik cep telefonlarından ziyade taşınabilir bilgisayarlara yönelik oldu. Bu cihazlar için tasarlanan 3G modemler sayesinde “her zaman, her yerden internete erişme” rüyası gerçek oldu. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan ve günlük yaşamında sürekli mobilize olanlar için hazırlanan cazip tarifeler sayesinde, internet ev-ofis döngüsünden kurtarılarak lokanta, cafe, park, vd. mekanlara kesintisiz taşındı. Mobil operatör tarifeleri o denli cazip hale geldi ki artık sabit internetin de alternatifi oldu. Bugün evlerindeki sabit abonelikleri iptal edip sadece mobil internet aboneliği kullanan bir çok arkadaşım olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca, seyahat, tatil ve yazlıklarda da internete bağlanabilme sorunu bu sayede çözüldü. Ancak bu tek ve önemli faydanın dışında diğer alanlarda çok da ileri gidemedi 3G. Görüntülü konuşma ilk zamanlar cazip geldi ancak bir süre sonra o ilgi de sönüp gitti. Büyük umutlar bağlanan MobilTV’nin durumu nedir bilmiyorum ama ortalıkta fantastik bir servis varsa ben bunu şimdiye kadar göremedim. Katma değerli servislerde ise, az da olsa birşeyler olabilir ancak henüz hayatımızı farklılaştıracak hiçbir yeniliğe sahip olamadık.

Durum Türkiye’de böyle de dünyada çok mu ileri? Kesinlikle hayır. Dünya çapında üçüncü kuşak mobil hizmetler konusunda başarılı olabilen sadece birkaç operatör var. NTTDoCoMo (Japonya), SKTelecom (G. Kore) gibi başarı hikayesi olan operatörlerin en büyük silahları, kendi cep telefonu standartlarını geliştirerek şebekelerinde sadece bu standartlara uyan cep telefonlarına yer vermeleri. Bu iki-üç operatör dışında kalanlar ise, üzerinde kendi hizmetlerini sunabilecekleri kendi cep telefonlarını tasarlamak yerine bu hizmetleri piyasadaki telefon markaları üzerinde sunmaya çalışıyorlar. Farklı farklı standartlara sahip bu telefonlar yüzünden, mobil operatörlerin aboneleri de bu servisleri tam anlamıyla kullanamamakta ve sürekli hayal kırıklığı yaşamaktalar. Avea, Turkcell ve Vodafone eğer milyarlarca dolar yatırdıkları bu 3G şebekelerinden katma değerli hizmetlerle para kazanmak istiyorlarsa işe kendi telefon standartlarını belirlemekle ve bu standarda göre katma değerli hizmet geliştirmekle başlamalılar. Aksi halde Apple gibi şirketler uzun vadede kendi katma değerli hizmetleriyle onların yerini alacak ve şebekelere yapılan yatırımları geri alabilmek de mucizelere kalacak.

Written by ismailhpolat

July 27th, 2010 at 3:52 pm

İnternete kadın dokunuşu…

with one comment

Yıllar önce Nazım’ın hüzünle söz ettiği “soframızdaki yeri/öküzümüzden sonra gelen” kadınlarımız, bugün internet sayesinde yeni bir var oluşun eşiğinde!

“İnternete cep telefonlarından girebilmek, söylediğiniz gibi teknolojisi karmaşık bir şey olabilir. Ancak bu telefonun erkeklerin gömlek cepleri ile kadınların küçük gece çantalarına sığabilmesi, ‘projemizin’ olmazsa olmaz koşulu. Bu nedenle itirazlarınızı kabul etmiyorum ve boyutları 6 ya 8 santim , ağırlığı da 100 gramdan az olan bir telefon tasarlanana kadar projenin pazara sunulmasını uygun görmüyorum. Başardığınız zaman yeniden toplanırız. Görüşmek üzere!”

Toplantının çoğu mühendis olan katılımcıları, bu sözleri söyledikten odayı terkeden ‘orta yaşlı’ kadının arkasından bakakaldı. Hemen hepsi bu, hayatında hiç İnternet?e girmemiş ve cep telefonu olmayan, kadına karşı öfke ile hayranlık karışımı duygular içindeydi. 1998 yılı belli ki, Japon telekom firması NTT DoCoMo?nun mühendisleri için zor geçecekti. O boyutlarda ‘İnternet özellikli bir cep telefonunu’ mevcut teknolojilerle tasarlayabilmek imkansızdı; ne yazık ki kendini ‘teknoloji özürlü’ olarak tanımlayan birine bu durumu anlatabilmek de!..

O yıl, yurdum insanının deyimiyle “DoCoMo, DoCoMo olalı böyle zulüm görmedi!” ve telefon tasarımı son aylara doğru ‘bir şekilde’ başarıldı. Yeniden toplanan grubun üyeleri bu ‘imkansız’ görevi yerine getirmenin teknolojik hazzını yaşarken, bunu dayatan ‘O’ kadınsa, bu teknoloji harikası minik telefonlar üzerinden sunulacak hizmetleri düşünmekle meşguldü. 1999 Şubat’ında Japonya pazarına i-mode markasıyla sunulan hizmet , kısa sürede Japonların yoğun ilgisiyle karşılaştı. Bugün itibarıyla 65 milyonu Japonya, yaklaşık 5 milyonu da diğer ülkelerde olmak üzere toplam 70 milyon aboneye sahip olan i-mode, yeni medya sektörünün hala en büyük başarı hikayesi. NTT DoCoMo firmasını bir telekom firması olmaktan çıkarıp bir yeni medya şirketine dönüştüren bu başarıda o kadın yani Mari Matsunaga?nın büyük payı vardır. Keiichi Enoki ve Takeshi Natsuno ile birlikte i-mode projesinin 3 kişilik çekirdek ekibini oluşturan Matsunaga’nın diğer ikisinden farklı olarak (çoğu kadın gibi) teknolojiye uzak olması, hizmetlerin olabildiğince basit tasarlanmasını sağladı.

Bunun yanısıra Mari-San, i-mode organizasyonunu bir kadın zarafetiyle adeta baştan yarattı. Odasının tüm klasik ofis mobilyalarını kaldırtıp yerlerine bar, kanepe ile karaoke cihazı koydurttu ve renksiz ofisini sıcak ev ortamına çevirmeyi başardı. “Club Mari” adını verdiği bu mekan sayesinde çalışanları dar kalıplı düşüncelerden uzaklaştırıp yaratıcılıklarını ortaya çıkarttı. Tüm hizmetlerin içeriklerini bir kadın dikkati ve titizliğiyle inceledi ve bir kadın zarafetiyle biçimledi. i-mode?un başarısının ardından zafer sarhoşluğuna kapılmadan olgun bir tavırla işine odaklandı. Ve kendini yinelemeye başladığını düşündüğü bir zamanda DoCoMo’dan ayrılıp küçük bir İnternet şirketinde yeni projeler üretmeyi sürdürdü.

Mari-San’ın öyküsü bağlamında, ülkemizde de kadınların bu yeni medyalar sayesinde kendilerini adeta baştan yarattıklarını söyleyebiliriz. Türkiye’de 10 milyon civarı olduğu tahmin edilen bir kadın kitlesi, internetle daha eşit, daha özgür bir iletişim ortamı yakalayarak burada adeta kendisini yeniden yapılandırdı. Kadınların internete getirdiği farklı bakış ve dokunuş ise, onlara hem girişimcilik hem de profesyonel kariyer fırsatları olarak dönmeye başladı. Örneğin; Pınar Reyhan annelik deneyimlerini internete aktararak kurduğu anneyiz.biz sitesiyle internet girişimciliğinin en eski ve hala önemli başarı öykülerinden birini yarattı. Vodafone Genel Müdürü Serpil Timuray ile Turkcell Genel Md. Yrd. Lale Saral Develioğlu da, Türkiye’nin en büyük iki yeni medya şirketinin tepe yöneticileri olarak sektöre yön vermekteler. Bu örneklerin artması, kadın yönetici/çalışan profilini, halka ilişkiler-reklam-insan kaynakları sarmalından çıkartıp onlara geniş ufuklar açacaktır.

Yeni Medya sektörü sezgilerini, vizyon ve enerjileriyle birleştirebilen yüce gönüllü kadınların sayesinde, farklılık, renk ve zenginlik kazanmakta ve daha da kazanacak.

Written by ismailhpolat

April 21st, 2010 at 9:54 pm

Sanal ağlarda çırpınan müzik sektörü

with 3 comments

İnternetteki paylaşım kültürü, eğlence endüstrisini iş modellerini değiştirmeye zorluyor!

Geçtiğimiz hafta, Müzik endüstrisinin ‘dev’ firmaları ve onların meslek birlikleri, Turkcell ile yaptığı bir anlaşma nedeniyle ortak bir basın toplantısı yaptı. Toplantıda, önce korsandan yakınıldı. CD, kaset gibi fiziki ürünler üzerinden yapılan satışlardaki hızlı düşüşün sürdüğü ancak dijital müzik pazarının büyüdüğünden söz edildi. Sonuçta, müzik sektörünün yönünü dijital pazara çevirdiğini öğrenmiş olduk!

Konuyla ilgili haberi okurken aklım, müzik sektörünün ‘ağa babası’ Warner Music’in CEOsu Edgar Bronfman’in çok değil 3 yıl önce Barcelona’daki GSM Kongresi’nde söylediği sözlere gitti. Bronfman “Cep telefonlarının müzik indirme konusunda çok yetersiz kaldığını ve bir zil sesi indirmenin bile dakikalar sürdüğünü” iddia etmiş ve bu aşamada mobil endüstriyle bir işbirliği yapma olanağının bulunmadığını söylemişti. (The Daily Telegraph, 15.02.2007). O gün, o salonda bulunan herkesi şoke eden bu sözler, aslında müzik sektörünün dijital dünyaya bakışını gösteriyordu; Tabii bir de Warner Music gibi dünyanın 4 büyük yapımcı şirketinden birinin başında oturan adamın sözü edilen işlemleri yaptığı telefon herhalde 90lardan kalmaydı! Türkiye’de de bu anlı şanlı dijital pazar övgülerinin aksine sektörün kimi meslek örgütlerinin yöneticileri, ellerinden gelse internete kilit vurdurup bizleri eski plak, kaset, CD üçgenine mahkum edecekleri bilinen bir gerçek. Bunun kanıtı ise, MÜYAP’ın son birkaç yılda kapattırdığı binlerce site.

İnternetin ortaya çıkışı ve kısa sürede kaydettiği gelişme, bu sanal ortamı bir anda hemen her türlü duygu, düşünce ve bilginin paylaşıldığı bir alan haline getirdi. Bu paylaşımın yarattığı kültür ise, müzik, film, kitap, oyun gibi eğlence sektörlerinin iş modellerini alt üst etti. Bronfman gibi yaşları ve deneyimleri itibarıyla bu yeni medyayı anlayamayan kişiler, köhnemiş modellerini değiştirmek yerine interneti yok saymayı ve ona direnmeye çalıştı uzunca bir süre. Bu sırada artarak gelişme kaydeden ve yaygın kitlelerle kucaklaşan sanal dünya, bu kuralları ustalıkla aşabilecek yöntemler geliştirdi ve internette ücretsiz paylaşımın önü açıldı. Bununla baş edemeyen ve hatasını geç de olsa anlayan bu dev sektörler ise, şu anda buna nasıl ayak uyduracaklarının telaşında.
Aslında Türkiye gibi bir ülke, bu konuda kendinden beklenmeyecek kadar yeni ve yaratıcı modeller üretiyor. MÜYAP’ın Türk Telekom ve Turkcell ile yaptığı anlaşmalardaki iş modelleri, dünyanın çoğu ülkesinden daha ileri seviyede. Bu gelişmelere olumlu bakmakla birlikte müzik ve diğer içerik sektörlerinin önünde iki büyük engel var; ilki bu kurumların korsan olgusuna bakışı. Onlar, konuya tamamen hukuksal bir sorunmuş gibi bakıyor ve bunun yasalar çerçevesinde çözümünü bekliyor. Oysa korsan içerik kullanımı, özellikle internet kullanıcılarının bilinçlerinde yasa dışılığını çoktan yitirdi. Artık orijinal olmayan bir ürün indirilirken, hangi yasayı çiğniyorum diye düşünen hemen hiç kimse kalmadı. Herkes bunu doğal bir hakmış gibi görüyor. Kuşkusuz yasal yaptırım ve takibat bir dereceye kadar caydırıcı olabilir. Ancak durum Avrupa dahil o kadar yaygın ki, yasalarla birlikte konunun sosyal yönlerinin de araştırılması ve çözümlenmesi zorunlu.

Diğer bir engel ise, internete hala yabancı olan bu sektörlerin bir türlü eski kazançlarını telafi edecek yöntemler bulamaması. Burada çözüm; söz konusu sektörlerin içindeki köhne anlayışlı yöneticilerin tasfiye edilerek yerlerine bu sanal dünyanın ruhundan anlayan yenilerinin gelmesinde. Bu, elbet sancılı bir değişim süreci olacak. Ancak gelecekte, bugün Korsan olarak nitelenen bazı kavramlardan müzik başta olmak üzere diğer bütün sektörlere para kazandıran bir iş modelleri yaratılacağını söylemek bir kehanet değil! İsterseniz bu yazıyı 10 yıl sonra okumak için bir yerlerde saklayın:)

Written by ismailhpolat

April 9th, 2010 at 10:28 pm