Eğitim 2.0 Şart

Media_httptrscopecomw_wzead

Cem Yılmaz'ın ünlü vecizesindeki gibi "Eğitim şart" ise, web2.0 bunun için iyi bir fırsat!

Altı yıldır Kadir Has Üniversitesi bünyesinde verdiğim Yeni Medya dersi kapsamında öğrencilere internet ve mobil iletişimin yaşam süreçlerimizi nasıl değiştirmekte olduğunu anlatıyorum. Geçen haftaki son derste bir öğrencimin: "Hocam, iyi hoş anlatıyorsunuz da, bu değişim ne zaman eğitime yansıyacak? Tamam, ders notları internetten paylaşılıyor, sınav notlarımız da cep telefonlarımıza gönderiliyor ama örneğin; dersinizi ne zaman sanal ortamdan canlı anlatacaksınız ve bizler de okula gelmeden sizi dinleyip bulunduğumuz yerden derse katılabileceğiz?" sorusunu dilim döndüğünce yanıtlamaya çabaladım. Konunun sadece teknolojik altyapı sorunu ile sınırlı olmadığını, düşünce yapılarımızın yaşam süreçlerimize yansıması gerektiğini ve bunun da bizleri, üniversiteleri, hatta YÖK'ü bile aşan bir topyekün değişim süreci olacağını açıklamaya çalıştım.

Öğrencimin ikna olmasına sanırım bir süre daha var ama içinde bulunduğumuz ikinci kuşak internet (web2.0) dönemi her ne kadar Facebook, Twitter gibi sosyal medyalarla anılsa da, sağladığı her zaman, her yerden iletişim olanağı sayesinde bir çok sektörde yapısal değişim yaşandığı da somut bir gerçek. Bu sektörlerin bence en önemlisi de eğitim. Yıllar yılı bölgesel eşitsizlik, okul-dersane-giriş sınavları açmazı ve öğretim altyapısı gibi çok temel sorunlarla özel-kamu ayrımı olmaksızın baş etmeye çalışan sektör, internetin sağladığı avantajlarla hem insanları uzakta eğitebilme gücüne hem de onlarla anında ses, yazı ve görüntü paylaşabilme yeteneklerini süratle kazanmakta.

ADSL ve 3G şebekelerindeki gelişmeler, telekom operatörlerine ülke çapında bir eğitim platformu olma fırsatını vermekte. Bu şebekeler henüz topyekün bir eğitim seferberliğini taşıyacak kapasitede olmasa da yapılan pilot uygulamalar geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor ve operatörleri altyapıya yatırım için motive ediyor. Örneğin; Turkcell Akademi'nin geliştirdiği Mobil Eğitim platformu, büyük şirketlerin bayii organizasyonlarını cep telefonları üzerinden bilgilendirme, eğitme ve hatta sınav yapma ve ölçme-değerlendirme olanağı veriyor. Hatta onbinlerce insanı sınıflarda eğitime zorluğunu ortadan kaldırarak zaman-mekan ve ciddi para tasarrufu sağlıyor.

Türk Telekom ise, eğitim konusunda bölgesel eşitsizliği ortadan kaldırmak mücadeleyi sanal dünyada başlatıyor. Grup şirketlerinden SEBİT'in hazırladığı etkileşimli eğitim programları, ülkenin her yerindeki öğrenciler için sınıflara kapanmanın ötesinde daha kişisel ve bilgiyi pekiştiren çağdaş bir eğitim modeli sunuyor. Ayrıca, Türk Telekom Akademi'nin geliştirdiği sanal sınıflar sayesinde, uzman eğitmenlerin Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki öğrencilere internet üzerinden etkileşimli dersler verilebilecek ve böylelikle özellikle lise ve üniversite giriş sınavlarındaki fırsat eşitsizliğinin üstesinden gelinebilecek.

İlk ve orta ve lise eğitiminin yanısıra, eğitimin son halkası üniversitelerin de artık sanal ortamı etkin biçimde kullanması ve öğrenci-akademisyen-idareci arası iletişimi ile bilgi paylaşımını ağırlıkla bu ortamdan yapması gerekli.

Yapılanlar elbette heyecan verici ancak Türkiye'nin eğitimde çağı yakalaması, ancak bir devlet politikası olarak içselleştirdiğinde anlamlı hale gelebilir. Bu da internetin, suç ya da eğlence bataklığından ziyade bilginin etkin paylaşıldığı ve kullanıldığı bir etkileşim ortamı olarak kabul edilmesi ve bu kabul ile birlikte üretilecek eğitim politikalarının süratle hayata geçirilmesiyle sağlanabilir. Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Milli Eğitim Seferberliği, Kurtuluş Savaşı'ndan çıkmış bir milletin, çağdaş bir toplum olmasını sağlamıştı.

21. Yüzyılda başlatılacak bir Yeni Medya Eğitim Seferberliği de Türkiye'yi, Cumhuriyet'in 100. yılında dünyanın seçkin bilgi toplumlarından birine dönüştürebilir.

Posted
 

Kurumlar ne ister ?

Media_httptrscopecomw_yqwgj
Media_httptrscopecomw_dbxst
Türkiye'de veriye erişim kolaylaşmadığı sürece analiz yapmak kumar oynamakla eşdeğer! Son günlerde okuduğum haberler kurumsal pazar ile ilgilendiğim 2008-2009'a göre Türkiye'de çok da fazla bir değişimin olmadığını gösteriyor ki bu bir yandan üzücü, bir yandan da düşündürücü. Üzücü çünkü birçok fırsat olmasına rağmen KOBI'lerin derdinden anlayan firma yok, düşündürücü çünkü herkes KOBI'lere gitmekten bahsediyor ama gidebilen yok. TUBISAD'ın yaptırdığı araştırma sonuçlarına göre KOBI'lerin yarıdan fazlası e-posta kullanmıyor, web sitesi sahibi olan KOBIlerin oranı ise %25. Bu rakamlar aslında beklenmesi gereken rakamlar, o yüzden aslında bu rakamlara şaşıranlara şaşırmak gerekiyor. Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri veri olmaması. Türkiye'de şu anda kaç KOBI olduğunu devlet bile bilmiyor! Türkiye Istatistik Kurumu en son 2002'de iş yeri sayımı yapmış, herkes ona göre bir tahminde bulunuyor. Bazen 1.5 milyon, bazen 2 milyon gibi rakamlar duyuyorsunuzdur. Aslında bu rakamlar hiçbirşey ifade etmiyor. Kaçı bakkal, kaçı berber gibi bilgiler gerekiyor. Esnafı da kobi'den sayarsanız KOBI'ye neden CRM paketi satamadığınızı daha çok düşünürsünüz. Aslında bu rakamlara ulaşmak çok kolay fakat Ticaret odalarından tutun da muhasebicilere, sanayi odalarına kadar bu rakamlar noktası virgülüne kadar var! TUIK ile bu kurumların arasında birkaç e-posta ile halledilebilecek bilgiler yıllardır erişilemez durumda! Kurumsal pazara iş yapan birçok firma KOBI'lerin öneminden, onlara ürün satmaktan bahseder fakat nasıl yapacaklarını bir türlü çözemediler. Internet'i facebook ve komik video izlemek olarak gören çoğunluğa CRM, PRM derseniz sizi levyeyle kovalarlar! KOBI'lerin sayısı büyük kurumlara göre oldukça fazla fakat KOBI'lere ulaşmak çok çok çok zor! (Uzun kuyruk 'Long Tail') Onların işyerinde çayını içmeyen, teknoloji ile arasını gözlemlemeyen firmalar KOBI kelimesini cümle içinde kullanmaktan öte gidemezler diye düşünüyorum. Peki ne yapmalı derseniz cevabım şu: KOBI'leri sektörlerine göre sınıflandırın, sonra büyüklüklerine göre sınıflandırın (gerekirse KOBI'nin K'sini atın), daha sonra da her bir segment için ihtiyaç matrisi çıkartın! Son olarak da ihtiyaç matrisinde karşılanmayan veya kötü karşılanan ihityaçları karşılayabilme ihtimalinizi değerlendirin! Şu anda KOBI'lere en iyi hizmeti kim veriyor derseniz aslında bunun cevabı da basit! Elektrik kurumları ve Turk Telekom. Bakkalın bile elektriği ve telefonu varsa bu kurumlar KOBI'nin K'sına kadar uzanmış demektir. Peki bu kurumlar gittikleri KOBI'leri tanıyor mu ? Hayır!
Posted
 

Sanal ağlarda çırpınan müzik sektörü

Media_httptrscopecomw_rvrxv
İnternetteki paylaşım kültürü, eğlence endüstrisini iş modellerini değiştirmeye zorluyor! Geçtiğimiz hafta, Müzik endüstrisinin 'dev' firmaları ve onların meslek birlikleri, Turkcell ile yaptığı bir anlaşma nedeniyle ortak bir basın toplantısı yaptı. Toplantıda, önce korsandan yakınıldı. CD, kaset gibi fiziki ürünler üzerinden yapılan satışlardaki hızlı düşüşün sürdüğü ancak dijital müzik pazarının büyüdüğünden söz edildi. Sonuçta, müzik sektörünün yönünü dijital pazara çevirdiğini öğrenmiş olduk! Konuyla ilgili haberi okurken aklım, müzik sektörünün 'ağa babası' Warner Music'in CEOsu Edgar Bronfman'in çok değil 3 yıl önce Barcelona'daki GSM Kongresi'nde söylediği sözlere gitti. Bronfman "Cep telefonlarının müzik indirme konusunda çok yetersiz kaldığını ve bir zil sesi indirmenin bile dakikalar sürdüğünü" iddia etmiş ve bu aşamada mobil endüstriyle bir işbirliği yapma olanağının bulunmadığını söylemişti. (The Daily Telegraph, 15.02.2007). O gün, o salonda bulunan herkesi şoke eden bu sözler, aslında müzik sektörünün dijital dünyaya bakışını gösteriyordu; Tabii bir de Warner Music gibi dünyanın 4 büyük yapımcı şirketinden birinin başında oturan adamın sözü edilen işlemleri yaptığı telefon herhalde 90lardan kalmaydı! Türkiye'de de bu anlı şanlı dijital pazar övgülerinin aksine sektörün kimi meslek örgütlerinin yöneticileri, ellerinden gelse internete kilit vurdurup bizleri eski plak, kaset, CD üçgenine mahkum edecekleri bilinen bir gerçek. Bunun kanıtı ise, MÜYAP'ın son birkaç yılda kapattırdığı binlerce site. İnternetin ortaya çıkışı ve kısa sürede kaydettiği gelişme, bu sanal ortamı bir anda hemen her türlü duygu, düşünce ve bilginin paylaşıldığı bir alan haline getirdi. Bu paylaşımın yarattığı kültür ise, müzik, film, kitap, oyun gibi eğlence sektörlerinin iş modellerini alt üst etti. Bronfman gibi yaşları ve deneyimleri itibarıyla bu yeni medyayı anlayamayan kişiler, köhnemiş modellerini değiştirmek yerine interneti yok saymayı ve ona direnmeye çalıştı uzunca bir süre. Bu sırada artarak gelişme kaydeden ve yaygın kitlelerle kucaklaşan sanal dünya, bu kuralları ustalıkla aşabilecek yöntemler geliştirdi ve internette ücretsiz paylaşımın önü açıldı. Bununla baş edemeyen ve hatasını geç de olsa anlayan bu dev sektörler ise, şu anda buna nasıl ayak uyduracaklarının telaşında. Aslında Türkiye gibi bir ülke, bu konuda kendinden beklenmeyecek kadar yeni ve yaratıcı modeller üretiyor. MÜYAP'ın Türk Telekom ve Turkcell ile yaptığı anlaşmalardaki iş modelleri, dünyanın çoğu ülkesinden daha ileri seviyede. Bu gelişmelere olumlu bakmakla birlikte müzik ve diğer içerik sektörlerinin önünde iki büyük engel var; ilki bu kurumların korsan olgusuna bakışı. Onlar, konuya tamamen hukuksal bir sorunmuş gibi bakıyor ve bunun yasalar çerçevesinde çözümünü bekliyor. Oysa korsan içerik kullanımı, özellikle internet kullanıcılarının bilinçlerinde yasa dışılığını çoktan yitirdi. Artık orijinal olmayan bir ürün indirilirken, hangi yasayı çiğniyorum diye düşünen hemen hiç kimse kalmadı. Herkes bunu doğal bir hakmış gibi görüyor. Kuşkusuz yasal yaptırım ve takibat bir dereceye kadar caydırıcı olabilir. Ancak durum Avrupa dahil o kadar yaygın ki, yasalarla birlikte konunun sosyal yönlerinin de araştırılması ve çözümlenmesi zorunlu. Diğer bir engel ise, internete hala yabancı olan bu sektörlerin bir türlü eski kazançlarını telafi edecek yöntemler bulamaması. Burada çözüm; söz konusu sektörlerin içindeki köhne anlayışlı yöneticilerin tasfiye edilerek yerlerine bu sanal dünyanın ruhundan anlayan yenilerinin gelmesinde. Bu, elbet sancılı bir değişim süreci olacak. Ancak gelecekte, bugün Korsan olarak nitelenen bazı kavramlardan müzik başta olmak üzere diğer bütün sektörlere para kazandıran bir iş modelleri yaratılacağını söylemek bir kehanet değil! İsterseniz bu yazıyı 10 yıl sonra okumak için bir yerlerde saklayın:)
Posted