Görsel Anlatımlarla Girişimcilik

Son yıllardaki tecrübelerim ve etrafımdakilerin tecrübelerinden derlediğim eğlenceli olduğunu düşündüğüm bir sunumu sizlerle paylaşayım istedim. Sunumun içine yazı yazmak istemedim aslında ama bu tip dijital sunumların üzerine konuşmayınca veya dipnot düşmeyince anlamı azalıyor...
Posted
 

Kurumlar ne ister ?

Media_httptrscopecomw_yqwgj
Media_httptrscopecomw_dbxst
Türkiye'de veriye erişim kolaylaşmadığı sürece analiz yapmak kumar oynamakla eşdeğer! Son günlerde okuduğum haberler kurumsal pazar ile ilgilendiğim 2008-2009'a göre Türkiye'de çok da fazla bir değişimin olmadığını gösteriyor ki bu bir yandan üzücü, bir yandan da düşündürücü. Üzücü çünkü birçok fırsat olmasına rağmen KOBI'lerin derdinden anlayan firma yok, düşündürücü çünkü herkes KOBI'lere gitmekten bahsediyor ama gidebilen yok. TUBISAD'ın yaptırdığı araştırma sonuçlarına göre KOBI'lerin yarıdan fazlası e-posta kullanmıyor, web sitesi sahibi olan KOBIlerin oranı ise %25. Bu rakamlar aslında beklenmesi gereken rakamlar, o yüzden aslında bu rakamlara şaşıranlara şaşırmak gerekiyor. Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri veri olmaması. Türkiye'de şu anda kaç KOBI olduğunu devlet bile bilmiyor! Türkiye Istatistik Kurumu en son 2002'de iş yeri sayımı yapmış, herkes ona göre bir tahminde bulunuyor. Bazen 1.5 milyon, bazen 2 milyon gibi rakamlar duyuyorsunuzdur. Aslında bu rakamlar hiçbirşey ifade etmiyor. Kaçı bakkal, kaçı berber gibi bilgiler gerekiyor. Esnafı da kobi'den sayarsanız KOBI'ye neden CRM paketi satamadığınızı daha çok düşünürsünüz. Aslında bu rakamlara ulaşmak çok kolay fakat Ticaret odalarından tutun da muhasebicilere, sanayi odalarına kadar bu rakamlar noktası virgülüne kadar var! TUIK ile bu kurumların arasında birkaç e-posta ile halledilebilecek bilgiler yıllardır erişilemez durumda! Kurumsal pazara iş yapan birçok firma KOBI'lerin öneminden, onlara ürün satmaktan bahseder fakat nasıl yapacaklarını bir türlü çözemediler. Internet'i facebook ve komik video izlemek olarak gören çoğunluğa CRM, PRM derseniz sizi levyeyle kovalarlar! KOBI'lerin sayısı büyük kurumlara göre oldukça fazla fakat KOBI'lere ulaşmak çok çok çok zor! (Uzun kuyruk 'Long Tail') Onların işyerinde çayını içmeyen, teknoloji ile arasını gözlemlemeyen firmalar KOBI kelimesini cümle içinde kullanmaktan öte gidemezler diye düşünüyorum. Peki ne yapmalı derseniz cevabım şu: KOBI'leri sektörlerine göre sınıflandırın, sonra büyüklüklerine göre sınıflandırın (gerekirse KOBI'nin K'sini atın), daha sonra da her bir segment için ihtiyaç matrisi çıkartın! Son olarak da ihtiyaç matrisinde karşılanmayan veya kötü karşılanan ihityaçları karşılayabilme ihtimalinizi değerlendirin! Şu anda KOBI'lere en iyi hizmeti kim veriyor derseniz aslında bunun cevabı da basit! Elektrik kurumları ve Turk Telekom. Bakkalın bile elektriği ve telefonu varsa bu kurumlar KOBI'nin K'sına kadar uzanmış demektir. Peki bu kurumlar gittikleri KOBI'leri tanıyor mu ? Hayır!
Posted
 

Enflasyon kim için ?

Media_httptrscopecomw_taqif
Bugün enflasyon rakamları açıklandı fakat kime ne ifade ediyor bilmiyorum ama çoğu kişi enflasyon bir önceki aya göre veya bir önceki sene aynı aya göre düşünce aldıkları ürünler ucuzlayacak algısına sahip. Şunu netleştirmek gerekiyor, enflasyon artı olduğu sürece aldığımız ürünler pahalanmış demektir. Bunu halka anlatamadığımız sürece enflasyonun kimin ne işine yaradığını sorgulamak gerekiyor! Bundan da önemlisi enflasyonu oluşturan TUFE ve UFE nasıl hesaplanıyor ve nasıl hesaplanmalı sorusu akla geliyor. Sektorler ve ağırlıkları belirlenerek bir sepet oluşturuluyor ve buna göre TUFE hesaplanıyor diyor birçok kaynak. Peki düşük gelirli biri ile orta gelirli ve yüksek gelirli biri arasında aynı sepet olması ne kadar mantıklı ? En basit şekilde anlatmak gerekirse kirada oturan ile ev sahibi arasında bile TUFE açısından uyuşmazlık var. Kişisel görüşüm TUFE'nin 3'e bölünmesi ve düşük gelirli, orta gelirli ve yüksek gelirli için ayrı ayrı TUFE'ler hesaplanması. Ancak bu sayede kimin daha çok zorlandığını ve büyük kitleleri daha mutlu kılmak için hangi sektörlerde kıtlığı azaltıcı önlemler alınması gerektiği daha rahat görülebilir. Enflasyon rakamlarını borsacıların ve ekonomistler dışında birilerinin daha anlamasını ve anlamlı sonuçlar çıkarmasını istiyorsak bu tip bir değişim şart!
Posted
 

Dijitalleşme pazar büyütür mü?

Media_httptrscopecomw_fbeti
Dün Turkcell ve müzik yapım şirketleri arasında büyük bir tören vardı, turkcellmedya.com adresinden aldığım bilgiler daha önceden de düşündüğüm bir şeyi doğrular nitelikteydi. Dijitalleşme son sürat büyüse de toplam pazarı küçülttüğü acı bir gerçek. Yasal dijital müzik satışlarını destekleyenler sayesinde korsan müziğin oranının da azaldığı da başka bir gerçek fakat bu yine de toplam pazarın küçüldüğü gerçeğini değiştirmiyor. Peki ne yapalım, dijitalleşmeyelim mi ? Tabii ki hayır, "Eğer oyunu değiştiremiyorsan oyunun hakkını vereceksin". Bu küçülmenin değer zincirinde birilerine zarar verdiği kesin. Tabi müşterinin çok da umrunda değil pazarın küçüldüğü, hatta şarkıcıların, bestekarların çok kazandığını, telif haklarının çok uzun yıllara dayalı olmaması gerektiğine dair oluşumlar ülkemizde de geniş destek bulmaya başladı. (Bknz. Korsan Partisi) Dağıtım kanallarının ucuzlaması müziği de ucuzlatır umarım. Mp3 olarak müzik satın almaya yakın olduğumuza dair açıklamalar da yapılmış. Çok ucuz olursa neden olmasın ? Müziği satın almadığımız kiraladığımız hatta bilgisayarımıza, iphone'umuza hiç indirmediğimiz günlere de yakınız diye hissediyorum ki bu pazarı daha da küçültecektir fakat kazanan müşteri olsun diyelim ;)
Posted
 

Rekabet ve genişbant

Media_httptrscopecomw_ccaid
Google'ın fiber projesini biliyorsunuzdur, bilmiyorsanız da kısaca bahsedeyim, Google Amerika'da bazı şehirleri fiber network ile donatıyor ve aslında geleceği bugüne taşımak için bir test ortamı yaratıyor. Şöyle düşünün, 90'ların sonlarına doğru 28.8 kbps'ları konuştuğumuz dönemde Youtube fikrini biri ortaya atsa ve site yapsa büyük ihtimalle batardı. Fikirler biraz da mevcut ortam şartlarıyla da ilgili. Bir arkadaşımın "Herkesin 10 adım ilerisinde olursan iflas edersin, 2 adım ilerisinde olursan zengin olursun" sözü bu aralar en çok tuttuğum sözlerden biri ve de gerçekten çok doğru. Google seçtiği şehirlerdeki sosyal değişiklileri, kullanım alışkanlıklarını gözlemleyerek herkesten 2 adım önde olacak ve geçmişe yani bugüne dönüp ona göre çalışmalar yapacak gibi gözüküyor. Google'ın seçtiği şehirleden olmak isteyen kişiler şehrin adını Google ile ilgili bir şehir adına çevirmeye kadar işi abartmış da gözüküyorlar ki bunda da haklılar, kim siber bir şehirde yaşamak istemez ki, özellikle de 2010'da uçan arabalarla gezeceğimizi hayal ederek büyüyen benim jenerasyon bunun için ülke bile değiştirebilir :)
Media_httptrscopecomw_xljjg
Ülkemiz çift yol projeleri ile uğraşırken, örnek aldığımız yetişemeyiz dediğimiz ülkeler genişbantın hızını 2ye 10a 100e katlamanın yollarını arıyor. Yukarıdaki resim de Türkiye'nin genişbant hane penetrasyonunu gösteriyor. Herkesin tahmin edebileceği gibi büyük şehirler dışında çok da iyi bir durumda değiliz. GAP projesi de çok değerli bir proje fakat elimde sihirli değnek olsa tüm güney doğuya ve doğu anadoluya ücretsiz genişbant olanağı sağlar, orayı Hindistan'a göre daha kaliteli işler çıkaran dünyanın en büyük bilişim vadisine çevirirdim. Bunu söylememdeki en büyük sebep bilişimin ulaşım vs. gibi bir sıkıntısı olmaması ve Türkiye'nin doğusunun da ticaret açısından konum ve ulaşım anlamında sıkıntı çekmesidir. Tabi buna işssizlik oranlarını da eklemek gerekir. Google fiber şehirleri ile yarışamayız ama şunu unutmamak lazım Hindistan da zaten Google ile yarışmıyor, işbirlikleri yapıyor ve değer zincirinin bir parçası olarak çıkar sağlıyor.  İşsizliği biraz da olsa önlemek, doğuya heyecan katmak istiyorsak, doğuya yol yapmanın yanında büyük şehirlere göre çok daha avantajlı fiyatlarla (hatta ücretsiz) genişbant götürmenin yollarını aramanın zamanı geldi hatta geçiyor... Google projesi detayları için tıklayın.
Posted
 

TiviBu, Sipru, SuperPlay, Digiturk ve MobilTV

TiviBu'nun da gelmesi ile hareketlenen web tv ve webden film kiralama pazarındaki oyuncular birbirlerinden farklı tekliflerle ve kendi abonelerine kurdukları bahçelerle ("walled garden") her geçen gün bizleri yani müşterileri de birbirinden kopuk bireyler haline getirmeye devam ediyor. TiviBu kullanmak için TTNet'li, SuperPlay için Superonline'lı olmamız gerekiyor. Bir de Hulu, SlingBox, Joost, TiVo gibi kavramlarla dünyamız sunulan seçenekler açısından her ne kadar zenginleşse de bir o kadar da kafamız karışıyor. Walled Garden stratejisi ile Türkiye'de büyük oynanabilir ama global bir oyuncu olmak için herkese açık ve içeriği ile öne çıkan sistemler tasarlamak gerekli diye düşünüyorum. Kavramları biraz daha anlamak adına küçük de bir tablo hazırladım.
Posted
 

Rakamlarla Türkiye

Bu hafta yurt dışından gelen misafirlerime yaptığım bir sunumu epey bir kırparak özet bir versiyonunu burada da paylaşmak istedim. Çok fazla birşeye yazmaya gerek yok aslında, benim en çok dikkatimi çeken çok televizyon izlediğimiz ve internette çok vakit harcadığımız gerçeği! Eskiden Internet Mahir'imiz ile övünürdük, şimdi internet istatistiklerimizle övünür olduk. Facebook'da farmville'de çok vakit geçirmek hem iyi hem de düşündürücü aslında! Ülke olarak ne yaparsak yapalım kredi derecelendirme kuruluşlarının gözüne pek giremiyoruz ama internet rakamları ile VC'lerin gözüne girmeye başladık. I kiss you Internet :) Dikkatimi çeken diğer bir konu ise 3G'nin kısacık tarihinde yılların kablo internetini rakamlarla geçişi oldu. Hatta abone sayısında ikiye katlamış! Artık Vınn, Jet, Vodafone usb 3G modemlerle mobil operatörleri de ISP olarak nitelendirebiliriz. not: Türkiye'de istatistik bulmak zordur, o yüzden bulduğum derlediğim rakamlarda hata varsa şimdiden özür...
Posted
 

Türkiye'de Yakınsama

2010 yılının yakınsama teklifleri ile telekom sektörü için çok ilginç bir yıl olacağını düşünüyorum. Yakınsama nedir dersek en basit anlamıyla teknolojilerin ve tekliflerin içiçe geçmesi diyebiliriz. Türk Telekom ile Turkcell'in fiyat yarışından vazgeçip rekabeti yakınsamaya taşıyacaklarını çok da tahmin etmemize gerek yok zaten TTNet bu tip bir teklif için reklamlara bile başladı. Dileyenler interneti, mobil operatörünü, televizyon hizmetini tek bir marka altında satın alabilecek ve tek fatura ile ödeme yapabilecek. Ekteki sunumdan da anlaşılacağı üzere üçlü ve dörtlü oyun planına geçecek olanları analizi eskiye göre çok daha zor bir hayat bekliyor. Bir tarafta bireye kadar inmiş hizmetler, diğer tarafda ise hane bazında hizmetler... Evinizdeki binlerce kanal olan dijital uydudan, maç yayını izlediğiniz Digiturk'den ne zaman vazgeçersiniz ? Ya da tüm ailenizi cep hatlarınızla beraber başka bir operatöre geçirmek için sizi motive edecek şey nedir ? Evdeki karar verici kişi kimdir ? Digiturk'ü evdeki maç izleyen kişi mi istedi, siz mi yoksa eşiniz mi ? Aile paketleri sunmak bireyleri ikna etmek için en uygun yol gibi gözükse de aile fertlerinin başkaları ile daha çok konuştuğu durumlarda bireyleri ikna etmek de oldukça zor olacaktır. Müşteri olarak düşünürsek, maç yayını olmayan bir teklif sunuldu, ne yapacaksınız ? Avrupa liglerinin D-Smart'ta, Şampiyonlar liginin Star'da, Turkcell Super Lig'in Digiturk'de olması bile kafamızı yeterince karıştırmışken bir de IPTV'nin gelmesi ile kafamızın iyica allak bullak olacağı kesin. Birçok firmanın kendi "Walled Garden" kurmasını anlıyorum, bunu Apple da yapıyor, Microsoft da fakat müşteri açısından düşünürsek "Walled Garden" tam bir klostrofobi başlangıcı! Şöyle özetleyim. Bir alışveriş merkezine farklı kıyafetler ve farklı kurallarla, başka bir alışveriş merkezine farklı kıyafet ve kurallarla girdiğinizi düşünün. Hergün kıyafet mi değiştireceğiz ? Ya bir gün içerisinde 2-3 alışveriş merkezi gezmek istiyorsak ne yapacağız ? En doğru çözümün telekom, tv ve internet servislerinin bir katmanda herkese sunulması, üzerindeki uygulamaların ise başka bir katmanda sunulması şeklinde olacağını düşünüyorum. Yani evinizde tek bir settop box'ınız olacak ve dilediğiniz zaman dilediğiniz maçı, filmi, dilediğiniz servis sağlayıcıdan alacaksınız!
Posted
 

Sosyal Medya Kültürü

Media_httptrscopecomw_cacvb
Sosyal Medya hepimiz için yeni bir kavram, forum sitelerini sayarsak 10 yılı aşkın bir yıldır, saymazsak son 3-4 yıldır hayatımızda. Neyi ne zaman nerede paylaşmamız gerektiğini ise bu kadar kısa geçmişi olan bir ortamda bilebilmemiz çok zor. Bu yüzden bazen acı deneyimler yaşayarak bazen ise fırsatlar yakalayarak öğreniyoruz. Ne demek istediğimi daha iyi anlatmak için aklınızdan geçen bir kişiyi google'da arayın veya pipl.com sitesinde arayın. Karşınıza hiç bilmediğiniz birçok şey çıkacaktır. O kişinin bir marka hakkındaki beğenisinden tutun da, trafikte biriyle kavga ettiğine kadar hatta patronundan hoşlanmadığına dair birçok şeyi görme imkanınız olabilir! Yukarıdaki tabloyu hazırlarken oldukça zorlandım ve bu şekilde olmalı demek de istemedim. Her sosyal mecranın bir hitabı ve amacı var demek istedim. Özellikle yazdıklarımızın artık google'da bile aranabilecek şekilde açık hale geldiği bir dönemde nerede ne yazdığımızın önemi giderek artıyor. Twitter'ı linkedin'e bağlayanlar, friendfeed'i facebook'a bağlayanlar, foursquare'i facebook'a bağlayanlar (Ör:ben) aslında attıkları adımları çok da önemsemeseler de mahremiyetin sınırlarının ne kadar değişmeye yüz tuttuğunu farkettiklerinde çok geç olacağının farkında değiller. Örnekle açıklayım, twitter'da hafta sonu gelsin de şu işlerden kurtulayım diye mesaj yazan birinin bunu linkedin'e de otomatik paylaşması ve iş çevresinin de bunu görmesinin hiçbir manası yok hatta zararı var diye düşünüyorum. Kendi adıma her ne kadar sosyal medya ortamlarını belli amaçlar ve deneyler için kullansam da ben de en az sizin kadar yeniyim. (bir önceki hayatımda sosyal medya yoktu) Sadece bu konuda biraz daha bilinçlenme ihtiyacımız olduğunu farkında olanlardan biriyim. Türk kültüründe insanları kıramama gibi bir huyumuz var ki bu da bizi çok kötü bir yola götürüyor. Facebook'da dışarıda sadece merhaba dediğimizin birinin arkadaşlık teklifini kabul etmesek, küsebilir, kızabilir diye reddedemeyen bir milletiz; Amerika'da facebook daha çok her gün beraber takılan insanların birbirleriyle daha iyi iletişim kurduğu bir ortam olarak kullanılıyor. Biz de ise merhabalaştığımız ya da hatıralarımızda kalan insanlarla bağı koparmamak veya biraz kendimizi göstermek amacıyla kullanılıyor. Bu huyumuz ise bizi 20 yıldır görüşmediğimiz biriyle bile ne yediğimizi ne içtiğimizi nerede eğlendiğimizi paylaştığımız bir dünyaya sürüklüyor. Özetle şunu söylemeye çalışıyorum, dünya değişiyor ve önceden çok sıkı dostlarımızla paylaştığımız şeyleri bile gözler önüne serer olduk, neyi ne zaman nerede konuşmamız gerektiğini bilmek, bir gün işimizden de olabilir, eşimizden de, aşımızdan da, arkadaşımızdan da! Ne demek istediğimi aşağıdaki videolar biraz olsun anlatıyor.
Posted
 

Evet Türküz...

Media_httptrscopecomw_fgcen
Evet Türk'üz! Sosyolog değilim ama herkesin gördüğü kadar veya etrafımdakilere sorduğum kadarıyla bazı karakteristik özelliklerimizi sıralarsak bazı servislerin neden tuttuğunu da daha rahat anlarız. Seven (7) filmini hatırlarsınız. 7 günahdan bahsediyordu. Bu bahsedeceklerim günah değil ama yedi tane... Caka Satma (Vanity) : Kendini göstermek için ekstra çaba harcamak, statü sahibi olmak/gözükmek en büyük özelliklerden biri olsa gerek. Televole en çabuk tutan programdı, Facebook en hızlı bizim ülkemizde büyüdü, Starbucks 40 yıllık hatırı olan kahvemizi bir anda sildi süpürdü... Tek nedeni caka satmak olamaz tabi ama önemli pay sahibi olduğu da bir gerçek. Starbucks kahvelerini sokakta elimizde taşımamız, facebook ile ilkokul arkadaşımıza bile statümüzü göstermemiz, televole ile ünlülerimizin gazetecilerin olduğu mekanları bilmesine rağmen o mekanlara gitmesi... Tembellik (Sloth): Kısa yoldan köşeyi dönmek en büyük hayalimiz fakat hayallerimizin de çok büyük olmadığını söylemek lazım. Atalarımızdan kalma "At, avrat, silah" üçlüsü yıllar içerisinde sadece "ev, araba, aile" olarak değişti, belki bir ek "yazlık" dördüncü oldu. Popstar, yetenek sizsiniz yarışmalarının çok popüler olmasının altında bu yatıyor olsa gerek. Çok araştırmadan buz dağının sadece üstünü görerek iş yapmak da dar görüşlülük dışında tembellik ile de alakalı olmalı. Facebook'un, twitter'a benzeyen siteler yapmak altında yatan motivasyonları araştırmamak en büyük tembelliğimiz olsa gerek. Girişimciliğin az olması da "Salla başı al maaşı" zihniyeti de "oğlum memur, öğretmen, doktor olsun" zihniyeti de hayallerimizin darlığından tembellikten kaynaklanıyor sanırım. Gaza Gelmek (Raise to the bait): Türk'lerin gaza gelmesi ile ilgili birçok yabancı fıkra olduğunu belki bilenleriniz vardır. Bunu kestirmek çok da zor olmasa gerek. Türkiye'ye gelen birçok teknik direktörün "yüreğinizle oynuyorsunuz" demesi aslında, "teknik yok ama gaza gelince oynuyorsunuz" anlamına gelmiyor mu sizce ? Hatta en başarılı teknik direktörümüz Fatih Terim'i en iyi motivatör olarak lanse etmemiz de bunu göstermiyor mu ? One minute meselesinde, birçok yabancı girişimin Türkçe versiyonunu yapma girişiminde ve daha birçok konuda gaza geliyoruz. Ayaklarımızın her alanda yere sağlam basması ve derin araştırmalar sonrasında ve çok çalışarak biryerlere gelmek önemli. Merak (Curiosity): Kimin ne yaptığını bilmeyi, kimin kiminle çıktığını, dedikoduyu çok seven bir milletiz sanırım. Bu da facebook, twitter gibi sitelerin neden çok tuttuğunu biraz da olsa anlatıyordur sanırım. Kümelenme (Clustering): Özellikle batıya gittikçe dikkatinizi çekmiştir. Bir restoranda masalar birleştiriliyorsa doğu kültürüyle yetişmiş bir milletten birileridir kesin. Ben kendi adıma söyleyim, McDonalds'da altı masa birleştiren Araplar gördüm. Özellikle facebook'da kime neyi ispatlamaya çalıştığımıza bakmadan "... bir milyon kişi bulurum" gibi gruplar kurduğumuza dikkat etmişsinizdir. Hatta facebook gibi serbest piyasa ekonomisinin en uç örneklerinden biri olan platformda komunizm'e dair bile gruplar kurulması "müslüman mahallesinde salyangoz satmak" değil de nedir ? Toplumsal Psikolojik Bozukluklar (Social Depression): İstanbul trafiğinde neredeyse canavarlaşmamız , futbol, basketbol hatta tenis'de bile agresifleşmemiz, küfürün noktalama işaretleri yerine geçmesi çok da alışık olduğumuz şeyler. Belki de bu yüzdendir sosyal sitelerde ve forumlarda filtre mekanizmalarının önemi bu agresifliğimizden kaynaklanıyor sanırım. Gurur (Pride): Gurur bizim herşeyimiz sanırım. Bazen gururumuz için kaybederiz, bazen ise gururumuz için sokaklara dökülürüz. Öfke, zayıflık ve zarara kadar yolu olması belki de gururu en tehlikeli özelliğimiz yapmaktadır. Buna en büyük örnek kendimizle dalga geçmeyi sevmemiz fakat başkaları dalga geçtiğinde asıp kesmemiz olabilir. Kıvrak zekamız olduğunu söyleriz fakat bunu genelde yukarıdakilerden birisi için kullandığımız için ona ayrıca değinmek istemedim. Yeni bir ürün çıkarırken biraz da olsa yukarıdakilerden hangilerine dokunduğunu görmek ürünün servisin başarısında önemli rol oynayacaktır.
Posted