markaların ağzı var mıdır ? #sosyalmedya #markayonetimi

Mouth
Son zamanlarda aklıma gelip gelip dillendirmediğim bir konu vardı. Bugün bir markanın facebook fan sayfasında müşterileriyle konuşmasına şahit oldum ve artık bu konuyu dillendirmenin zamanı geldi diye düşünüyorum.

Markaların ağzı var mıdır ? Yani bir ayakkabı, bir perde, bir otomobil sizinle konuşur mu ? "Naber Serkan, bugün hiç kaputumu açmadın, klimayı çalıştırmadın" der mi ? 

Markanın temsilcilerinin bizlerle olan iletişimi, ürünün bize yaşattığı deneyim ayrı, markanın direkt olarak bizimle konuşması ayrı. 

Konuya dönemsel olarak bakarsak belki durumu daha net açıklayabilirim.

B.S (Before Socil media) ve A.S (After Social Media) diye iki ayrı dönem çizersek B.S. döneminde bir halka ilişkiler vardı, o da kırk yılda bir konuşurdu, bir de üst düzey yöneticiler arada sırada geleneksel medyada boy gösterirdi. 

A.S. döneminde ise markalarla iletişim neredeyse ahbap çavuş ilişkisine döndü, neredeyse gün de 3-4 kez bize selam veren, naber diyen (!) markalar türedi. 

B.S. döneminde kılı kırk yararak açıklama yapan markalar şimdi gün içerisinde defalarca iletişim kurmaya başladılar. Ya B.S. döneminde az konuşuyorlardı, ya A.S. döneminde çok konuşuyorlar. 

Tabi en önemli soru da şu, bir marka sizinle konuşur mu ? konuşmalı mı ? 

Sorunun cevabını bilmesem de benim kişisel görüşüm X markasının benimle konuşması yerine X markası Editor'ü, X markası Pazarlama Uzmanı...'nın benimle konuşmasını tercih ederim. En azından konuştuğumun insan olduğunu unutmam ve bir marka ile konuşma gibi komik bir duruma düşmem. 

not: Bir gün biri sizi kanepeyle konuşurken görürse ona bu yazıyı hatırlatın :)

Posted by Serkan Unsal
 

Teknolojide mahsur kalmak...

Media_httptrscopecomw_plyyy

İzlanda'da patlayan volkanın külleri, Batı uygarlığının saat gibi işleyen düzenini altüst etti ve insanoğlu doğanın gücüne bir kez daha boyun eğdi!

Eyjafjallajokull'un külleri Avrupa göklerinde salına salına dolaşmaya başladığında, bir kongre için Brüksel'deydim. İlk başta pek kimsenin ilgisini çekmeyen olay, AB ülkelerinin hava sahalarını birer birer kapamalarıyla önce kaygılı bir bekleyişe, daha sonra ise bir kabusa dönüştü.

Bir tarafta Paskalya tatili nedeniyle dünyanın dört bir yanına dağılan Avrupalılar, diğer tarafta ise iş ya da turistik amaçla seyahat ettikleri AB ülkelerinde mahsur kalan insanlar evlerine dönebilmenin yollarını araştırırken aynı zamanda mahsur kaldıkları yerlerdeki maddi ve manevi zorluklarla mücadele etmek zorunda kaldı.

Yaklaşık 1 hafta süren ve gün başına 1 milyar dolar ekonomik kayıpla noktalanan bu süreçte, uygarlığın beşiği olarak nitelenen Avrupa ülkeleri gerek yönetim, gerekse toplum olarak iyi bir sınav veremedi. Öncelikle yaklaşık bir aydan beri faaliyette olan ve tüm bilimsel bulgu ve tahminlerin ortaya konulduğu bir doğa olayını hafife alan Avrupa ülkeleri, işbirliği yapmakta ve önlem almakta geç kaldılar. Oysa bir kaç ay önce birileri size, "bilim ve teknolojiden en üst düzeyde yararlanan ve 'kendi aralarında Birlik olduklarını' iddia eden bu ülkelerde 1 hafta boyunca göklerde sadece kuşların uçacağını ve milyonlarca insanın yerlerinden bile kıpırdayamayacağını" söylese büyük olasılıkla gülüp geçerdiniz.

Son teknolojilerle donatılmış uçaklar pistlerde pineklerken onlara binmekten umudu kesen insanlar, tren ve otomobil gibi alternatiflere hücum etti ancak ulaşım düzeni bu ihtiyaca göre planlanmamıştı. Tren ve otobüs seferleri doldu taştı, Avrupa'nın en ücra köşesinde bile kiralık otomobil bulmak imkansızlaştı. Sonuçta, çoğunluk yine yerinde kalmaya mahkum oldu.

Evlerinden uzakta olan insanların gerilimi, konaklama sıkıntılarını fırsat bilen kimi açıkgöz Avrupalıların fiyat arttırması nedeniyle daha da arttı. Bir TV kanalındaki röportajda, Londra'da kaldıkları otelin konaklama fiyatlarını 5 kat arttırması nedeniyle Hyde Park'ta yatmak zorunda kaldıklarını söyleyen Uzakdoğulu işadamları, Avrupa'nın 'uygarlığın beşiği' olduğu argümanını eminim bir kez daha gözden geçiriyorlardır.

Zor durumda olan bu insanların yardımına ise, sosyal medyalar koştu. Örneğin: Twitter.com'da ashtag başlığı altında düzenlenen bir kampanya ile Londra'da barınma ihtiyacı olanlarla onlarla ev ya da odalarını paylaşmak isteyenler buluşturuldu. Benzer biçimde arabasıyla yola çıkacaklar, aynı yöne gideceklerle roadsharing (yol paylaşımı) başlığı altında buluşup birlikte yola çıktı. Fırsatçıların aksine, sosyal medya insanlarının bu dayanışması, teknolojinin ancak doğru ellerde insanlar için faydalı olabileceğinin çarpıcı bir kanıtı oldu.

Benim kişisel 'volkanik kül' maceram ise, Brüksel'deki bir Türk kahvesinde tesadüfen gördüğüm bir Brüksel-İstanbul otobüs ilanı sayesinde tüm Avrupa'yı boydan boya kateden 41 saatlik ilginç bir yolculuğa dönüştü. Eski model bir otobüste ve teknolojiden uzak geçen bu 41 saat boyunca, uzun zamandır unuttuğum kimi değerleri yeniden hatırlama olanağı buldum. Ekran bakmak yerine otobüs camından çevreyi ve doğayı uzun uzun gözlemledim. SMS ve e-posta yerine kitap okudum. Sanal sohbet yerine otobüste yeni tanıştığım insanlarla yüz yüze sohbetler ettim. Bu sohbetlerin yarattığı dostluklar sayesinde, Sırbistan ve Bulgaristan gümrüklerindeki sıkıntıları birlikte aştık. İki gece önce Avrupa'nın karanlığından çıkıp memleketin aydınlığına vardığımız sabah vakti, sanırım hepimizin hayata ve teknolojiye bakışı değişmişti.

Posted
 

Yeni Medyalar, Yeni Gündemler

Media_httptrscopecomw_jovnu

Yazılı ve görsel medyamız gerilimli bir gündemin peşinden koştururken, internetin sosyal medyaları kendi özgün gündemlerini yaratıyor!

5 Milyonluk gazete tirajları, 60 küsür milyon TV izleyicisi ve bilumum istatistiklere bakılırsa ülkemizin gündemi yazılı ve görsel medya tarafından belirleniyor. Gazete, radyo ve televizyonların spor, siyaset, ekonomi, magazin, kültür-sanat, vd. konularda oluşturduğu haber ve içerikler , okuyucu, dinleyici ve izleyici olarak kategorize edilen geniş kitlelelere sunuluyor ve bunların bir kısmı kitlenin ilgisi (reyting, tiraj) ya da medyanın kendi politikalarına göre köpürtülerek devam ettiriliyor.

Birey ve kitleler, içinde yer almadıkları ancak türlü nedenlerle kendilerine dayatılan böyle bir akışı alternatifsizlikten uzun yıllar takip etmek zorunda kaldılar. Ancak internetin özellikle sosyal medyaların ortaya çıkışı, yavaş yavaş böyle bir zorunluluğu ortadan kaldırmakta. İnternetle birlikte insanlar, mevcut gündemi ana akım medyanın tekelinden bağımsız ve çok sesli olarak izleyebilmekte daha da önemlisi sosyal medyalar üzerinden kendi bireysel, yerel, ulusal ve hatta uluslararası gündemlerini oluşturabilmekteler.

Örneğin, kişisel blogu üzerinden kendi duygu ve düşüncelerini özgürce paylaşan biri, bunu Facebook üzerinden yakın çevresiyle tartışma olanağına sahip oluyor ve sadece bununla kalmayıp sosyal medyalar üzerinden farklı kişi ve grupların duygu ve düşünceleri üzerine tartışabiliyor. Zaman-mekan sınırına takılıp kalmaksızın ulusal hatta uluslararası nitelik alabilen böylesi bir iletişim, insanlığı daha katılımcı ve paylaşımcı hale getiriyor ve dünya vatandaşlığı kimliğinin de zeminini hazırlıyor.

Elbette buradan "sosyal medyalar ana akım geleneksel medyayı yok edecek" gibi bir mesaj çıkmamalı ancak her geçen gün daha fazla internet kullanıcısının kendi gündemini kendisinin belirleme hakkını keşfettiği bir gerçek. Türklerin sosyal medyalarda ön sıralarda (Facebook 4., FriendFeed 1.) yer almalarının açıklamalarından biri de bu olsa gerek.

Bu gidişatı fark eden bazı popüler medya yıldızlarının sosyal medyada giderek daha fazla yer almaları ve kendi özel gündemlerini bu yeni medyalarda oluşturmaya çalışmaları da bu eğilimin bir göstergesi.

Twitakip.com sitesindeki rakamlara bakılırsa 42.000 kişi müzisyen Sertap Erener'in, 34.000 kişi karikatürist Erdil Yaşaroğlu'nun ve 24.000 kişi ise gazeteci-yazar Ahmet Hakan'ın takipçisi olmuş ve bu kişilerin duygu, düşünce ve durumlarını kendi gündemlerine almışlar.

Bunların da ötesinde, 27.000 takipçili Oğuz Serdar gibi bu sosyal medyalar üzerinde popüler olan yeni medya yıldızları da var. Gazete tirajları ve televizyon izlenme reytingleri ile karşılaştırıldığında bu rakamlar azımsanabilir ancak bunun sadece bir başlangıç olduğunu da gözden kaçırmamak lazım. Örneğin, 4,7 milyon takipçiyle ABD'li aktör Aston Kutcher'in veya 3,5 milyon takipçiyle TV programcısı Oprah Winfrey'in bu sosyal medyalara geleneksel medya kadar ağırlık verdikleri görülmekte. Üstelik bu takipçiler (geleneksel medyalardan farklı olarak), gündemlerine aldıkları bu kişilerle aynı ortamda bulunma algısı içindeler, onların durumlarından daha spontan biçimde haberdar oluyorlar, onlara olumlu-olumsuz duygu ve düşüncelerini doğrudan gönderebiliyorlar ve hatta kimi zaman doğrudan yanıt alabiliyorlar.

Tüm bu gelişmelere bakıldığında içinde bulunduğumuz zamanların ruhunu, başkalarının akıttığı gerilimli bir kitlesel gündemden ziyade bireylerin kendi insiyatiflerine dayanan daha kişisel ve birebir gündemler yansıtacaktır.

Posted