Teknolojide mahsur kalmak...

Media_httptrscopecomw_plyyy

İzlanda'da patlayan volkanın külleri, Batı uygarlığının saat gibi işleyen düzenini altüst etti ve insanoğlu doğanın gücüne bir kez daha boyun eğdi!

Eyjafjallajokull'un külleri Avrupa göklerinde salına salına dolaşmaya başladığında, bir kongre için Brüksel'deydim. İlk başta pek kimsenin ilgisini çekmeyen olay, AB ülkelerinin hava sahalarını birer birer kapamalarıyla önce kaygılı bir bekleyişe, daha sonra ise bir kabusa dönüştü.

Bir tarafta Paskalya tatili nedeniyle dünyanın dört bir yanına dağılan Avrupalılar, diğer tarafta ise iş ya da turistik amaçla seyahat ettikleri AB ülkelerinde mahsur kalan insanlar evlerine dönebilmenin yollarını araştırırken aynı zamanda mahsur kaldıkları yerlerdeki maddi ve manevi zorluklarla mücadele etmek zorunda kaldı.

Yaklaşık 1 hafta süren ve gün başına 1 milyar dolar ekonomik kayıpla noktalanan bu süreçte, uygarlığın beşiği olarak nitelenen Avrupa ülkeleri gerek yönetim, gerekse toplum olarak iyi bir sınav veremedi. Öncelikle yaklaşık bir aydan beri faaliyette olan ve tüm bilimsel bulgu ve tahminlerin ortaya konulduğu bir doğa olayını hafife alan Avrupa ülkeleri, işbirliği yapmakta ve önlem almakta geç kaldılar. Oysa bir kaç ay önce birileri size, "bilim ve teknolojiden en üst düzeyde yararlanan ve 'kendi aralarında Birlik olduklarını' iddia eden bu ülkelerde 1 hafta boyunca göklerde sadece kuşların uçacağını ve milyonlarca insanın yerlerinden bile kıpırdayamayacağını" söylese büyük olasılıkla gülüp geçerdiniz.

Son teknolojilerle donatılmış uçaklar pistlerde pineklerken onlara binmekten umudu kesen insanlar, tren ve otomobil gibi alternatiflere hücum etti ancak ulaşım düzeni bu ihtiyaca göre planlanmamıştı. Tren ve otobüs seferleri doldu taştı, Avrupa'nın en ücra köşesinde bile kiralık otomobil bulmak imkansızlaştı. Sonuçta, çoğunluk yine yerinde kalmaya mahkum oldu.

Evlerinden uzakta olan insanların gerilimi, konaklama sıkıntılarını fırsat bilen kimi açıkgöz Avrupalıların fiyat arttırması nedeniyle daha da arttı. Bir TV kanalındaki röportajda, Londra'da kaldıkları otelin konaklama fiyatlarını 5 kat arttırması nedeniyle Hyde Park'ta yatmak zorunda kaldıklarını söyleyen Uzakdoğulu işadamları, Avrupa'nın 'uygarlığın beşiği' olduğu argümanını eminim bir kez daha gözden geçiriyorlardır.

Zor durumda olan bu insanların yardımına ise, sosyal medyalar koştu. Örneğin: Twitter.com'da ashtag başlığı altında düzenlenen bir kampanya ile Londra'da barınma ihtiyacı olanlarla onlarla ev ya da odalarını paylaşmak isteyenler buluşturuldu. Benzer biçimde arabasıyla yola çıkacaklar, aynı yöne gideceklerle roadsharing (yol paylaşımı) başlığı altında buluşup birlikte yola çıktı. Fırsatçıların aksine, sosyal medya insanlarının bu dayanışması, teknolojinin ancak doğru ellerde insanlar için faydalı olabileceğinin çarpıcı bir kanıtı oldu.

Benim kişisel 'volkanik kül' maceram ise, Brüksel'deki bir Türk kahvesinde tesadüfen gördüğüm bir Brüksel-İstanbul otobüs ilanı sayesinde tüm Avrupa'yı boydan boya kateden 41 saatlik ilginç bir yolculuğa dönüştü. Eski model bir otobüste ve teknolojiden uzak geçen bu 41 saat boyunca, uzun zamandır unuttuğum kimi değerleri yeniden hatırlama olanağı buldum. Ekran bakmak yerine otobüs camından çevreyi ve doğayı uzun uzun gözlemledim. SMS ve e-posta yerine kitap okudum. Sanal sohbet yerine otobüste yeni tanıştığım insanlarla yüz yüze sohbetler ettim. Bu sohbetlerin yarattığı dostluklar sayesinde, Sırbistan ve Bulgaristan gümrüklerindeki sıkıntıları birlikte aştık. İki gece önce Avrupa'nın karanlığından çıkıp memleketin aydınlığına vardığımız sabah vakti, sanırım hepimizin hayata ve teknolojiye bakışı değişmişti.

Posted