Londra notları

Media_httptrscopecomw_nswaj

 

Geçtiğimiz hafta sonu, "dünya kaşifi" bir arkadaşımın önerisiyle, önce Paris'e uçup oradan hızlı trenle Manş Denizi'nin altından geçerek Londra'ya 48 saatlik bir keşif yolculuğu yaptık. Yolculuğun Paris ve denizin altından geçilerek gidilen kısmı oldukça hızlı ve heyecan vericiydi. Ama bu hoş anlar, Londra Gümrüğü'nde "Türk vatandaşlarının böyle farklı meraklara sahip olamayacağı"na kanaat getiren İngiliz pasaport polisleri yüzünden 3-4 saatlik bir gümrük kabusuna dönüştü.

Böylesi önyargılı bir yaklaşım, insanı Londra gibi bir dünya kentinden bile soğutmaya yeterli ancak şimdi bunları bir kenara bırakalım ve son olarak küresel kriz öncesinde gittiğim bu metropolde kriz sürecinin öncesi ile sonrasının bir karşılaştırmasını sizlerle paylaşayım.

Londra'da krizden en çok etkilenen 'High Street' olarak anılan merkez bölgedeki caddeler olmuş. Oxford, Regent gibi bu zengin ve şık caddelerde bir sürü dükkan kapanmış ya da el değiştirmiş. Turistlerin uğrak yeri Covent Garden Çarşısı'nda dükkanların beşte biri boş ve kiracı bekliyor. Londra'nın sembolü Piccadilly Meydanı'nda HMV, Virgin gibi mega müzik marketler ile Wittard of Chelsea gibi kentin en eski ve prestijli çay mağazası bile kapanmış ya da taşınmış. Halihazırda çalışır gibi görünen çoğu dükkanın, bu bina maliyetleriyle işlerini döndürmesi zor. Ayakta kalanlar ise, yeme-içme, telekom gibi ürüne değil hizmete dayalı iş gören sektörler.

Krizin endüstri-yoğun dönemden bilgi-yoğun döneme geçişi hızlandırdığının da bir göstergesi bu gelişmeler. Bilgi süreçlerini etkin kullanabilen markalar, şube sayılarını önemli ölçüde azaltıp şehrin merkezine kurulan büyük bir-iki konsept mağazayla maliyetlerini düşürürken, satış, pazarlama ve dağıtım sürecini de internet üzerine taşıyarak alışveriş için mağazaya gelme zahmetine katlananlardan daha geniş kitlelere ulaşabiliyorlar. Bunun en güzel örneklerinden biri olan Apple'ın Regent's Caddesi'ndeki dev mağazasında, satıştan çok ürün tanıtımına ağırlık veriliyor. Bu durumu bize teyit eden 'satış' görevlisinin "İnsanlar ürünleri burada inceliyorlar ama ürünü internetteki en ucuz fiyatla satıldığı yeri bularak yapıyorlar. Zaten bizim için önemli olan da, ürünlerimizin satılması!" sözleri de dikkat çekici.

İngiliz Perakende Satış Araştırma Merkezi?nin (Center for Retail Research) 1 Şubat 2010'da yayınladığı araştırmaya göre, İngilizlerin 2009 yılındaki toplam 380 milyar sterlinlik alışverişin %10'unu internet üzerinden yapmış. Geçen ay kentteki kar fırtınası sırasında ise, bu oran %18'e kadar çıkmış.  

Gözüme çarpan bir başka ilginçlik de, kentin dört bir yanındaki reklam panolarının önemli bir kısmının dijital ve internet bağlantılı olarak yenilenmesiydi. Bu dijital panolarda reklamdan ziyade içinde bulunulan bölge ya da duruma göre içerik sunulabiliyor. Panolardaki bilgilere göz atma ihtiyacının artmasıyla da bu bilgilerin içine, uygun ürün ya da hizmetler yerleştirilebiliyor ve bu yolla etkin bir reklam mecrası da yaratılmış oluyor. Örneğin; tiyatrolarıyla ünlü Covent Garden semtine metroyla giderseniz istasyonun hemen her yerinde o gün oynayan müzikallerle ilgili tanıtım filmlerini izleyebiliyor ve bilet ile yer durum bilgileri o andaki güncel haliyle görüntüleniyor. Ya da Heatrow Havaalanı'nda Zürih uçağını beklediğiniz holdeki ekranda, Zürih'in hava ve ulaşım durumu ile kar kalınlığı bilgilerini o bölgeye uygun kayak ürünlerinin tanıtımı eşliğinde alabiliyorsunuz. Sydney holünde ise deniz suyu sıcaklığı bilgileri, dalış ekipmanları reklamıyla birlikte veriliyor.

Son bir not ise kentteki gece hayatına ilişkin; merkez bölgedeki bar, cafe ve restoranların camekanlarında o mekanların Twitter, Facebook gibi sosyal medya adresleri yazılı. Merak edip sayfalara girdiğinizde o mekana ilişkin detaylı bilgilerin yanısıra daha önceki müdavimlerin deneyimleri ve hatta o anda mekanın içindeki bulunan insanların izlenimlerini alabiliyorsunuz. Kısacası Londra, krizin hasarını yeni medyaların desteğiyle atlatmaya çalışıyor!

Posted