IBB Trafik

 

Media_httptrscopecomw_efjva

Günlük koşturmaca ve telaşla günlerin peşinde hovarda gibi, sabah burada akşam orada tükenmez yolları ve ömrümüzü trafikte tüketiyoruz. Trafik ise canavar gibi her gün bizimle beslenip büyümeye devam ediyor. Bu canavar sayesinde hangimiz bir sevgiliyi saatlerce bekletmemiştir, kırılan kalbi onarmak için ise tüm geceyi heba etmemiştir. Hayatımızda bu kadar önemli yeri olan trafik içimize özellikle İstanbul için o kadar işledi ki artık benliğimizin bir parçası haline geldi. Hep keşke hangi köprünün açık olduğunu bilseydik dedik ama bilmedik, bilemedik? 2000li yılların ortalarında İstanbul büyükşehir belediyesinin yol kenarlarına sensor koyarak trafik akışını hesaplamaya ve yoğunluğa göre yatırımları planlamaya başlaması ile önce yolların hız bilgileri erişilebilir olmaya başladı. Önce bir web sitesi, sonra Trafik hattı üzerinden trafik bilgisi artık erişilebilir olmuştu. 2007 yılına geldiğimizde ise hala iPhone ve diğer geniş ekranlı telefonlar yoktu, kimse cep telefonunun günlük hayatta sms özelliği ve oyun dışında bir iş için kullanabileceğini hayal edemiyordu. İBB ve İsbak ana iş alanları olmadığı için mobil ortamı bilmemesine rağmen bir kaç girişim ile trafik ve kamera görüntüsünü paylaşan basit bir uygulama çalışmasını başlatmıştı. Temel sorunları ise bu uygulamanın nasıl olacağı ve kullanıcılara nasıl ulaşacağıydı? Mobil uygulamalar belediyenin hizmet alanı değildi nasıl bir iş modeli olacağı belirsizdi. Operatörler ile görüşmeler yapıldı ama net bir sonuç alınamadı çünkü mobilin içinde olan operatörler bile fırsatın farkında değildi.
Media_httptrscopecomw_btbvr
Tanrılar Çıldırmış olmalı filmini hatırlarsınız bir sahnede uçak düşer içecek birkaç kutu kola ve konserve etrafa saçılır. Uçaktan düşen kişi hayatta kalır etrafta bir gurup şempanze dışında kimse yoktur ama dökülen çok fazla yiyecek vardır. Derken arkadaşların karnı acıkır ve bir konserveyi kenarından çekerek açarlar. Bunu gören şempanzeler ise önce konservelere saldırırlar. İlkini gördükleri şekilde açarlar tadına bakarlar ve sonra? Konserveler bir saatte Şempanzeler tarafından açılarak bitirilir Kahramanlarımız ise ne olduğunu anlamadan aç kalır. Evet, fırsat filmdeki gibi uygulamanın insanlara ulaşması değil, insanların bir Mobil uygulamayı kullanmayı öğrenmesi ve bu tecrübeyi başka uygulamalarda da kullanarak yeni bir pazar yaratmasıydı. İşte tam bu sırada iş modeli ve uygulamanın İstanbul halkına ulaşması konusunda maliyetleri üstlenen bir operatör, İBB ile bir anlaşmaya imza attı ve uygulamayı tüm İstanbul?a ücretsiz vermeye karar verdi. Bu noktadan sonra Türkiye ve Avrupa?da ilk defa bir mobil uygulama günde 100.000 download rakamına 2008 yılında erişti. Uygulama 1.000.000?un üzerinde indirildi ve 700.000 üzerinde kişi bu uygulamayı 50.000.000 üzerinde kullandı. İnsanlar bu uygulamayı o kadar benimsedi, hayatlarının bir parçası haline getirdiler ki artık hepimiz araba ile yola çıkmadan önce mutlaka bir göz atıyoruz. Düşünüyorum da telefonu elime aldığımda bir ikona tıklıyor ve bir bilgiye erişiyorum. O kadar benimsedim ki bunu düşünmüyorum bile, konserveyi açmayı düşünmediğim gibi! Peki neden konserve kapağını açmak istiyoruz? Tabii ki İÇERİK! O lezzetli yemeği yemek, mutluluğa erişmek için. Trafik hepimizin derdi. Dünkü ve ya 10 dk sonraki değil başka bir yolun değil gitmek istediğimiz noktanın o andaki trafik bilgisi olması, hareketli ve o anda ihtiyaç duyulan bilgiyi vermesi uygulamayı o kadar çekici kıldı ki, hepimiz bir SMS numarasına mesaj attık. Sonra bir link geldi o linke bastık daha 3G yokken 2G üzerinden dosya mı uygulama mı o şeyi indirdik. Sonra telefonumuzun hangi klasörü altındaydı aradık aradık bulamadık. Sonra bir bilene sorduk ve bulduk.
Media_httptrscopecomw_rgfjd
İkona bastık bir şey olmadı! Niye niye diye sorduk? Data hattın kapalı dediler? O ne dedim söylediler? Gittim açtırdım? Tekrar dene dediler denedim? ve İstanbul kanatlarımın altındaydı! Bu bilgi o kadar değerliydi ki yüz binlerce insan bu zor yolu aştı ve Uygulama Dünyası?nda öyle bir dönem başlattı ki yerli sadece Türkiye ye özgü uygulama sayısı 2010 içinde 2.000?leri çoktan geçti. Öyle bir hale geldi ki bazı uygulamaları peynir ekmek gibi tüketip 1 hafta kullanıp atıyoruz. Her firma bir mobil uygulamam olsun diyor. Her an müşterimin yanında olayım diyor. Ama kaçırılan bir nokta var insanlar hala İBB Trafiği kullanmaya devam ederken neden diğerlerini kullanıp atıyor? Bu ve İBB Trafik ile ilgili bilinmeyenleri açıklayacağım yeni yazılarımda tekrar buluşmak üzere?  Mustafa Eren http://twitter.com/erenmustafa
Posted
 

Kadir Has Üniversitesi - Yeni Medya Bölümü - Sunumum

Media_httptrscopecomw_phabv
Kadir Has Üniversitesi'nde Yeni Medya bölümünde yaptığım dünkü sunumu paylaşayım istedim. Serdar Kuzulğlu'nun renk kattığı ve Ismail Hakkı Polat'ın yeni medya ile girişimciliği ortak paydada buluşturduğu sunum umarım öğrencilerin de hoşuna gitmiştir. Sunumda kendi hikayemi ve etrafımdaki hikayeleri hap şeklinde vermeye çalıştım. Herkesin kendi hikayesi vardır, o yüzden yazdıklarımın hepsini kişisel doğrularım olarak görmenizi rica ediyorum. Birkaç yıl sonra belki bu sunum farklı bir boyutta da karşınıza çıkabilir fakat şimdilik en doğru bulduğum tespitler bunlar :) Kadir has girisimcilik sunum
View more presentations from Serkan Unsal.
Posted
 

Para kazanmanın teorisi

Media_httptrscopecomw_sfzqg
Para kazanmak için ne yapmalı ? Bugün mü para kazanmalı, yarını mı beklemeli, bir sonraki haftayı mı beklemeli ? Gartner'ın hype cycle'ını biliyorsunuzdur, bilmeyenler için özetleyim, her yeni kavram, fikir önce büyük bir beklentiye doğru ilerler, sonra beklentiler azalır, bu sırada fikir ayağı daha sağlam basmaya başlar, sonra da halka hitap edecek hale gelir ve büyür. En kaba tarifi budur. Inovasyon kelimesini sıkça duyuyorsunuzdur. Inovasyon ile ilgili son birkaç yıldır sürekli kafa yoran birisi olarak ve 10 aylık girişimci olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim. Inovasyon sizin o an para kazanmanızı sağlamaz, inovasyon ileriye dönük yatırımdır. Geleceğe yatırım yapmak da nefesinizle alakalıdır. Yani nefesiniz yeterse öne çıkarsınız yetmezse başarısız olursunuz. Girişimcinin inovatif olması gerektiğini savunan biri olarak bu sözümü geri alma kararı aldım. Girişimcinin nefesi azdır. Bu nedenledir ki girişimcinin o gün ne tutuyorsa onu yapmasının en doğru olduğunu savunmaya başladım. Bunu da Gatrner'ın hype cycle'ı ile açıklamaya çalışayım. Şu anda biraz interneti takip ediyorsanız farketmişsinizdir. Farmville tarzı oyunlar, özel/grup alışveriş siteleri, online oyunlar en çok revaçta olan alanlar. Bu alanlara girenler son aylarda ya satın alındılar, ya da büyüme evresine geçtiler. Şu anda Augmented Reality servisi yapmak bir girişimci için lüks, lokasyon bazlı servis yapmak nefesiniz varsa iyi. Bir ara fiyat karşılaştırma sitelerini de hatırlıyorsunuzdur, ben 6-7 tane sayabiliyordum :) Girişimcinin ilk amacı o gün nefes alabilmek olmalıdır, sonraki gün için yatırım da yapabiliyorsa zaten büyümeye başlayacaktır. Alacağınız yatırımlar, teşvikler sizi yarına hazırlar. Bu yüzden inovasyon odaklı hareket etmek istiyorsanız bugünün nefesini depolayıp biraz yarına nefes bırakın! Ben
Posted
 

Görsel Anlatımlarla Girişimcilik

Son yıllardaki tecrübelerim ve etrafımdakilerin tecrübelerinden derlediğim eğlenceli olduğunu düşündüğüm bir sunumu sizlerle paylaşayım istedim. Sunumun içine yazı yazmak istemedim aslında ama bu tip dijital sunumların üzerine konuşmayınca veya dipnot düşmeyince anlamı azalıyor...
Posted
 

Web 2.0 Expo SF 2010

Media_httptrscopecomw_pfjxi
Geçtiğimiz hafta internet dünyasının kalbi San Francisco'da attı demek istiyorum fakat beklentilerimi karşılamadığı için çok da içime sinmiyor. The Next Web Türkiye'de incelediğim sunumlardan ve izlediğim sunumlardan bir özet çıkardım. Etkinlik konferans kültürü gerçek zamanlı bir dünyada ne kadar yer bulur, kafamda biraz soru işaretleri var. Apple'ın lansman etkinlikleri dışında bu tip aktiviteler ileride networking dışında çok da bir işe yaramayacak gibi gözüküyor. Ben yine de sizlerle The Next Web Türkiye'deki yazımı paylaşayım.
Posted
 

Dijitalleşme pazar büyütür mü?

Media_httptrscopecomw_fbeti
Dün Turkcell ve müzik yapım şirketleri arasında büyük bir tören vardı, turkcellmedya.com adresinden aldığım bilgiler daha önceden de düşündüğüm bir şeyi doğrular nitelikteydi. Dijitalleşme son sürat büyüse de toplam pazarı küçülttüğü acı bir gerçek. Yasal dijital müzik satışlarını destekleyenler sayesinde korsan müziğin oranının da azaldığı da başka bir gerçek fakat bu yine de toplam pazarın küçüldüğü gerçeğini değiştirmiyor. Peki ne yapalım, dijitalleşmeyelim mi ? Tabii ki hayır, "Eğer oyunu değiştiremiyorsan oyunun hakkını vereceksin". Bu küçülmenin değer zincirinde birilerine zarar verdiği kesin. Tabi müşterinin çok da umrunda değil pazarın küçüldüğü, hatta şarkıcıların, bestekarların çok kazandığını, telif haklarının çok uzun yıllara dayalı olmaması gerektiğine dair oluşumlar ülkemizde de geniş destek bulmaya başladı. (Bknz. Korsan Partisi) Dağıtım kanallarının ucuzlaması müziği de ucuzlatır umarım. Mp3 olarak müzik satın almaya yakın olduğumuza dair açıklamalar da yapılmış. Çok ucuz olursa neden olmasın ? Müziği satın almadığımız kiraladığımız hatta bilgisayarımıza, iphone'umuza hiç indirmediğimiz günlere de yakınız diye hissediyorum ki bu pazarı daha da küçültecektir fakat kazanan müşteri olsun diyelim ;)
Posted
 

İnternette Türklerin ayak sesleri!

Media_httptrscopecomw_wbtgm

 

Cahit Sıtkı Tarancı'nın söyleyişiyle 'yolun yarısını' geçmiş bir vatan evladı olarak ömrümüz hep yabancılara imrenmekle geçti. Yıllar yılı kültür, sanat, bilim, sanayi, spor, vb. hemen hiç bir alanda dünya çapında başarımız olmadı ve özellikle batı dünyasının bu alanlardaki ezici üstünlüğü, bizim kuşağımızda her daim bir kompleks yarattı. Bu yüzdendir ki, stadlarda 'Avrupa Avrupa, duy sesimizi!' diye bağırdık, Avrupa Birliği'ne girmek istedik ama Avrupalıları, Avrupalılığı içselleştiremedik. Galatasaray'ın UEFA şampiyonluğuna, Sertap Erener'in Eurovision birinciliğine ve Orhan Pamuk'un Nobel'ine gururlanıp çılgınca sevinsek de istikrar eksikliğimiz, bu başarıların kök salmasını engelledi. Durum böyle olunca da, hep hevesimiz kursağımızda ezikliğe geri döndük.

Kişisel ilgi ve uğraşı alanım olan teknolojide ise, özellikle seksenli yıllarda dünya seviyesine çıkmak hayal ötesi bir şeydi. Onların yüzyıllardır biriktirdikleri ve bizlerle paylaşmadıkları bilgi birikimleri ile bu birikimi planlı çalışmalarıyla faydaya dönüştüren istikrarlı insan kaynakları vardı, bizde ise bilginin kırıntılarıyla idare etmeye çalışan aç ve avare insanlar!..

Ancak doksanlarda ortaya çıkan İnternet, bu maküs talihi yavaş yavaş değiştirmeye başladı. Dünya çapında bir ağ üzerinden bilgi paylaşımının artması, bilgiye aç genç insanlarımız için bulunmaz nimet oldu. İlk zamanlarda kullanıcı ağırlıklı olan ülkemiz insanları internet altyapısının ve içeriğinin zenginleşmesiyle giderek geliştirici konumunu almaya başladı. Niteliğin yanında niceliğin de artışı sonucu, son yıllarda Türk internet girişimcilerinden güzel haberler almaya başladık ve sanırım bu sevindirici durum, önümüzdeki dönemde artarak sürecek. Bunun farkında olan sadece bizler de değiliz.

Dünyanın önde gelen teknoloji bloglarından TechCrunch.com'da geçtiğimiz Ocak'ta  çıkan Mike Butcher imzalı yazıda da, son iki yılda Türk internet girişimcilerinin sayısındaki olağanüstü bir artıştan söz ediyor. Kuşkusuz buradaki en kritik hususlardan biri de, dünya çapında bizi gururlandıracak ve diğerlerine örnek olacak bir başarı öyküsü.

Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir toplantıdaki sunum ise, işte bu başarı öyküsüne yakın olduğumuzun ipuçlarını verdi. Yoğurt firmasının 10 yıllık uzun ve sabırlı bir çalışmanın ardından ön tanıtımını yaptığı Yoğurtistan, internet üzerinde doğrudan çalışabilen dünyanın ilk üç boyutlu sanal platformu. Firmanın patentlediği bu üç boyutlu sanal platform, Second Life gibi rakiplerinin bile talep edeceği kadar cazip ve zengin özelliklere sahip. İnterneti, yazı, ses, resim ve video formatlarının ayrıksı biçimde kullanıldığı 2 boyutlu bir ortam olmaktan çıkarıp zaman-mekan boyutunda ete kemiğe bürünmüş ve gerçekliği yüksek 3 boyutlu bir dünya haline getiren Yoğurtistan, Kayme adlı para birimi ve markalarla yaptığı işbirlikleriyle oluşturulan ekonomik modeliyle de, internette Web2.0 döneminin ötesini işaret etmekte.

Bu özellikleriyle yerli ve yabancı yatırımcıların dikkatini çeken Yoğurt firması, halihazırda birkaç fon tarafından sağlanan milyonlarca dolar yatırımın sayesinde, Yoğurtistan platformu için bir ekosistem kurabilecek duruma geldi bile. Firma, Yoğurtistan üzerinde uygulama geliştirecek Türk yazılım firmalarını, bu iş için ayırdığı 10 milyon dolarlık Maya adlı bir fon ile desteklemeyi hedefliyor. Türklerin dünyaya armağan ettiği yiyeceğin adını alan Yoğurt, bakalım çok sayıda firmayı Maya'layarak Türkiye'nin sesini yine dünyaya duyurabilecek mi? Elbette Nasreddin Hoca'nın dediği gibi: "Ya tutarsa?"

Posted
 

Rakamlarla Türkiye

Bu hafta yurt dışından gelen misafirlerime yaptığım bir sunumu epey bir kırparak özet bir versiyonunu burada da paylaşmak istedim. Çok fazla birşeye yazmaya gerek yok aslında, benim en çok dikkatimi çeken çok televizyon izlediğimiz ve internette çok vakit harcadığımız gerçeği! Eskiden Internet Mahir'imiz ile övünürdük, şimdi internet istatistiklerimizle övünür olduk. Facebook'da farmville'de çok vakit geçirmek hem iyi hem de düşündürücü aslında! Ülke olarak ne yaparsak yapalım kredi derecelendirme kuruluşlarının gözüne pek giremiyoruz ama internet rakamları ile VC'lerin gözüne girmeye başladık. I kiss you Internet :) Dikkatimi çeken diğer bir konu ise 3G'nin kısacık tarihinde yılların kablo internetini rakamlarla geçişi oldu. Hatta abone sayısında ikiye katlamış! Artık Vınn, Jet, Vodafone usb 3G modemlerle mobil operatörleri de ISP olarak nitelendirebiliriz. not: Türkiye'de istatistik bulmak zordur, o yüzden bulduğum derlediğim rakamlarda hata varsa şimdiden özür...
Posted
 

Sosyal Medya Kültürü

Media_httptrscopecomw_cacvb
Sosyal Medya hepimiz için yeni bir kavram, forum sitelerini sayarsak 10 yılı aşkın bir yıldır, saymazsak son 3-4 yıldır hayatımızda. Neyi ne zaman nerede paylaşmamız gerektiğini ise bu kadar kısa geçmişi olan bir ortamda bilebilmemiz çok zor. Bu yüzden bazen acı deneyimler yaşayarak bazen ise fırsatlar yakalayarak öğreniyoruz. Ne demek istediğimi daha iyi anlatmak için aklınızdan geçen bir kişiyi google'da arayın veya pipl.com sitesinde arayın. Karşınıza hiç bilmediğiniz birçok şey çıkacaktır. O kişinin bir marka hakkındaki beğenisinden tutun da, trafikte biriyle kavga ettiğine kadar hatta patronundan hoşlanmadığına dair birçok şeyi görme imkanınız olabilir! Yukarıdaki tabloyu hazırlarken oldukça zorlandım ve bu şekilde olmalı demek de istemedim. Her sosyal mecranın bir hitabı ve amacı var demek istedim. Özellikle yazdıklarımızın artık google'da bile aranabilecek şekilde açık hale geldiği bir dönemde nerede ne yazdığımızın önemi giderek artıyor. Twitter'ı linkedin'e bağlayanlar, friendfeed'i facebook'a bağlayanlar, foursquare'i facebook'a bağlayanlar (Ör:ben) aslında attıkları adımları çok da önemsemeseler de mahremiyetin sınırlarının ne kadar değişmeye yüz tuttuğunu farkettiklerinde çok geç olacağının farkında değiller. Örnekle açıklayım, twitter'da hafta sonu gelsin de şu işlerden kurtulayım diye mesaj yazan birinin bunu linkedin'e de otomatik paylaşması ve iş çevresinin de bunu görmesinin hiçbir manası yok hatta zararı var diye düşünüyorum. Kendi adıma her ne kadar sosyal medya ortamlarını belli amaçlar ve deneyler için kullansam da ben de en az sizin kadar yeniyim. (bir önceki hayatımda sosyal medya yoktu) Sadece bu konuda biraz daha bilinçlenme ihtiyacımız olduğunu farkında olanlardan biriyim. Türk kültüründe insanları kıramama gibi bir huyumuz var ki bu da bizi çok kötü bir yola götürüyor. Facebook'da dışarıda sadece merhaba dediğimizin birinin arkadaşlık teklifini kabul etmesek, küsebilir, kızabilir diye reddedemeyen bir milletiz; Amerika'da facebook daha çok her gün beraber takılan insanların birbirleriyle daha iyi iletişim kurduğu bir ortam olarak kullanılıyor. Biz de ise merhabalaştığımız ya da hatıralarımızda kalan insanlarla bağı koparmamak veya biraz kendimizi göstermek amacıyla kullanılıyor. Bu huyumuz ise bizi 20 yıldır görüşmediğimiz biriyle bile ne yediğimizi ne içtiğimizi nerede eğlendiğimizi paylaştığımız bir dünyaya sürüklüyor. Özetle şunu söylemeye çalışıyorum, dünya değişiyor ve önceden çok sıkı dostlarımızla paylaştığımız şeyleri bile gözler önüne serer olduk, neyi ne zaman nerede konuşmamız gerektiğini bilmek, bir gün işimizden de olabilir, eşimizden de, aşımızdan da, arkadaşımızdan da! Ne demek istediğimi aşağıdaki videolar biraz olsun anlatıyor.
Posted
 

Evet Türküz...

Media_httptrscopecomw_fgcen
Evet Türk'üz! Sosyolog değilim ama herkesin gördüğü kadar veya etrafımdakilere sorduğum kadarıyla bazı karakteristik özelliklerimizi sıralarsak bazı servislerin neden tuttuğunu da daha rahat anlarız. Seven (7) filmini hatırlarsınız. 7 günahdan bahsediyordu. Bu bahsedeceklerim günah değil ama yedi tane... Caka Satma (Vanity) : Kendini göstermek için ekstra çaba harcamak, statü sahibi olmak/gözükmek en büyük özelliklerden biri olsa gerek. Televole en çabuk tutan programdı, Facebook en hızlı bizim ülkemizde büyüdü, Starbucks 40 yıllık hatırı olan kahvemizi bir anda sildi süpürdü... Tek nedeni caka satmak olamaz tabi ama önemli pay sahibi olduğu da bir gerçek. Starbucks kahvelerini sokakta elimizde taşımamız, facebook ile ilkokul arkadaşımıza bile statümüzü göstermemiz, televole ile ünlülerimizin gazetecilerin olduğu mekanları bilmesine rağmen o mekanlara gitmesi... Tembellik (Sloth): Kısa yoldan köşeyi dönmek en büyük hayalimiz fakat hayallerimizin de çok büyük olmadığını söylemek lazım. Atalarımızdan kalma "At, avrat, silah" üçlüsü yıllar içerisinde sadece "ev, araba, aile" olarak değişti, belki bir ek "yazlık" dördüncü oldu. Popstar, yetenek sizsiniz yarışmalarının çok popüler olmasının altında bu yatıyor olsa gerek. Çok araştırmadan buz dağının sadece üstünü görerek iş yapmak da dar görüşlülük dışında tembellik ile de alakalı olmalı. Facebook'un, twitter'a benzeyen siteler yapmak altında yatan motivasyonları araştırmamak en büyük tembelliğimiz olsa gerek. Girişimciliğin az olması da "Salla başı al maaşı" zihniyeti de "oğlum memur, öğretmen, doktor olsun" zihniyeti de hayallerimizin darlığından tembellikten kaynaklanıyor sanırım. Gaza Gelmek (Raise to the bait): Türk'lerin gaza gelmesi ile ilgili birçok yabancı fıkra olduğunu belki bilenleriniz vardır. Bunu kestirmek çok da zor olmasa gerek. Türkiye'ye gelen birçok teknik direktörün "yüreğinizle oynuyorsunuz" demesi aslında, "teknik yok ama gaza gelince oynuyorsunuz" anlamına gelmiyor mu sizce ? Hatta en başarılı teknik direktörümüz Fatih Terim'i en iyi motivatör olarak lanse etmemiz de bunu göstermiyor mu ? One minute meselesinde, birçok yabancı girişimin Türkçe versiyonunu yapma girişiminde ve daha birçok konuda gaza geliyoruz. Ayaklarımızın her alanda yere sağlam basması ve derin araştırmalar sonrasında ve çok çalışarak biryerlere gelmek önemli. Merak (Curiosity): Kimin ne yaptığını bilmeyi, kimin kiminle çıktığını, dedikoduyu çok seven bir milletiz sanırım. Bu da facebook, twitter gibi sitelerin neden çok tuttuğunu biraz da olsa anlatıyordur sanırım. Kümelenme (Clustering): Özellikle batıya gittikçe dikkatinizi çekmiştir. Bir restoranda masalar birleştiriliyorsa doğu kültürüyle yetişmiş bir milletten birileridir kesin. Ben kendi adıma söyleyim, McDonalds'da altı masa birleştiren Araplar gördüm. Özellikle facebook'da kime neyi ispatlamaya çalıştığımıza bakmadan "... bir milyon kişi bulurum" gibi gruplar kurduğumuza dikkat etmişsinizdir. Hatta facebook gibi serbest piyasa ekonomisinin en uç örneklerinden biri olan platformda komunizm'e dair bile gruplar kurulması "müslüman mahallesinde salyangoz satmak" değil de nedir ? Toplumsal Psikolojik Bozukluklar (Social Depression): İstanbul trafiğinde neredeyse canavarlaşmamız , futbol, basketbol hatta tenis'de bile agresifleşmemiz, küfürün noktalama işaretleri yerine geçmesi çok da alışık olduğumuz şeyler. Belki de bu yüzdendir sosyal sitelerde ve forumlarda filtre mekanizmalarının önemi bu agresifliğimizden kaynaklanıyor sanırım. Gurur (Pride): Gurur bizim herşeyimiz sanırım. Bazen gururumuz için kaybederiz, bazen ise gururumuz için sokaklara dökülürüz. Öfke, zayıflık ve zarara kadar yolu olması belki de gururu en tehlikeli özelliğimiz yapmaktadır. Buna en büyük örnek kendimizle dalga geçmeyi sevmemiz fakat başkaları dalga geçtiğinde asıp kesmemiz olabilir. Kıvrak zekamız olduğunu söyleriz fakat bunu genelde yukarıdakilerden birisi için kullandığımız için ona ayrıca değinmek istemedim. Yeni bir ürün çıkarırken biraz da olsa yukarıdakilerden hangilerine dokunduğunu görmek ürünün servisin başarısında önemli rol oynayacaktır.
Posted