Sosyal Medya hepimiz için yeni bir kavram, forum sitelerini sayarsak 10 yılı aşkın bir yıldır, saymazsak son 3-4 yıldır hayatımızda. Neyi ne zaman nerede paylaşmamız gerektiğini ise bu kadar kısa geçmişi olan bir ortamda bilebilmemiz çok zor. Bu yüzden bazen acı deneyimler yaşayarak bazen ise fırsatlar yakalayarak öğreniyoruz. Ne demek istediğimi daha iyi anlatmak için aklınızdan geçen bir kişiyi google'da arayın veya pipl.com sitesinde arayın. Karşınıza hiç bilmediğiniz birçok şey çıkacaktır. O kişinin bir marka hakkındaki beğenisinden tutun da, trafikte biriyle kavga ettiğine kadar hatta patronundan hoşlanmadığına dair birçok şeyi görme imkanınız olabilir!
Yukarıdaki tabloyu hazırlarken oldukça zorlandım ve bu şekilde olmalı demek de istemedim. Her sosyal mecranın bir hitabı ve amacı var demek istedim. Özellikle yazdıklarımızın artık google'da bile aranabilecek şekilde açık hale geldiği bir dönemde nerede ne yazdığımızın önemi giderek artıyor.
Twitter'ı linkedin'e bağlayanlar, friendfeed'i facebook'a bağlayanlar, foursquare'i facebook'a bağlayanlar (Ör:ben) aslında attıkları adımları çok da önemsemeseler de mahremiyetin sınırlarının ne kadar değişmeye yüz tuttuğunu farkettiklerinde çok geç olacağının farkında değiller. Örnekle açıklayım, twitter'da hafta sonu gelsin de şu işlerden kurtulayım diye mesaj yazan birinin bunu linkedin'e de otomatik paylaşması ve iş çevresinin de bunu görmesinin hiçbir manası yok hatta zararı var diye düşünüyorum.
Kendi adıma her ne kadar sosyal medya ortamlarını belli amaçlar ve deneyler için kullansam da ben de en az sizin kadar yeniyim. (bir önceki hayatımda sosyal medya yoktu) Sadece bu konuda biraz daha bilinçlenme ihtiyacımız olduğunu farkında olanlardan biriyim.
Türk kültüründe insanları kıramama gibi bir huyumuz var ki bu da bizi çok kötü bir yola götürüyor. Facebook'da dışarıda sadece merhaba dediğimizin birinin arkadaşlık teklifini kabul etmesek, küsebilir, kızabilir diye reddedemeyen bir milletiz; Amerika'da facebook daha çok her gün beraber takılan insanların birbirleriyle daha iyi iletişim kurduğu bir ortam olarak kullanılıyor. Biz de ise merhabalaştığımız ya da hatıralarımızda kalan insanlarla bağı koparmamak veya biraz kendimizi göstermek amacıyla kullanılıyor. Bu huyumuz ise bizi 20 yıldır görüşmediğimiz biriyle bile ne yediğimizi ne içtiğimizi nerede eğlendiğimizi paylaştığımız bir dünyaya sürüklüyor.
Özetle şunu söylemeye çalışıyorum, dünya değişiyor ve önceden çok sıkı dostlarımızla paylaştığımız şeyleri bile gözler önüne serer olduk, neyi ne zaman nerede konuşmamız gerektiğini bilmek, bir gün işimizden de olabilir, eşimizden de, aşımızdan da, arkadaşımızdan da!
Ne demek istediğimi aşağıdaki videolar biraz olsun anlatıyor.
Bir zamanlar fotoğraf albümlerimiz, okul yıllıklarımız vardı, eşe dosta gösterir ve bununla yetinirdik. Benim gibi X jenerasyonu mensuplarının albümleri siyah beyaz resimler başlar sonra renklenirdi.
2000'lerin başı ICQ, MSN ile arkadaşlarımızı gördüğümüz konuştuğumuz anlık mesajlaşma araçları ile arkadaşlarımız buluşmadan saatlerce konuşmaya başladığımız dönemdi. Email'den sonra arkadaşlarımıza en çok sorduğumuz şey icq numarası veya msn'i idi.
Bekarlar bilir, nick kullanarak matchmaking sitelerine girilir, yeni insanlarla tanışılırdı. Nette gerçek ismi bir tek email'de kullanırken Facebook geldi ve değişim başladı. Önce nette kimliğimize kavuştuk ve ad soyadla nette yeralmaya başladık. Sonra, önceden arkadaş ortamında çıkardığımız fotoğraf albümlerimizi herkesin her an ulaşabileceği yorum yapabileceği bir ortama koymaya başladık. Bu bizim için garip bir o kadar da değişik bir deneyimdi. Sonra neyi nette paylaşmalıyım, neyi paylaşmalıyım, kim görsün, kim görmesin soruları başladı. Sorular sormamız normaldi, çünkü ilk defa yaşadığımız bir tecrübede deneyimli olmamız beklenemezdi.
Değişim tetikleyen başka bir araç da Twitter oldu, daha önceden ortalığıa konuşmaz, arkadaş arasında sohbet ederken birden kendimizi herkesin herşeyi söylediği bir ortamda bulduk. Daha önceden sadece arkadaşlarımızla dolu listelerimiz konuşmayı hayal bile edemediğimiz, sesimizi duyacaklarından emin bile olmadığımız ünlülerle doldu. Sevdiğimiz bir şarkıcıya, bir film kahramanına, bir politikacıya, bir yazara laf atabilir hale geldik, hatta daha da sevindirici kısmı, cevap da alabilir hale geldik :) Hatta iki kişi konuşurken konuştuklarına gülerken bulduk kendimizi. Bu yeni dönemi anlamayanlar insanlara teşhirci, röntgenci gibi isimler taktılar fakat bu değişim onların alıştığı sosyal ortamdan çok farklı olduğu için onları da suçlamamak gerekiyor.
Artık yeni bir dönemin başındayız. Fotoğraf albümlerimizi kapımıza astık, cümlelerimiz paspasın hemen hemen yanında, iş hayatımız kapı zilinin üstünde. "I know what you did last summer" demeye gerek yok artık, her an herkes ne yaptığını biliyor zaten. iTunes'da hangi müziği dinlediğimizden tutun da, şu anda nerede yemek yediğimizi kadar herşeyi paylaşır olduk. Bu dönemin başında olduğumuza göre sıkıntılar yaşayacağımız aşikar. Bu dönemden zararlı çıkanlar da olacak, karlı çıkanlar da. Bir marka hakkında nette küfür edip yarın o marka ile toplantı yapanların mahçup duruma düştüğü, bir markanın stratejisini beğenmediğini söyleyip yeni stratejiler önerenlere iş teklifleri geldiği, patronu hakkında nette konuştuğu için işten atılanların olacağ kısaca birçok iyi ve kötü deneyimi yaşayacağımız bir dönemdeyiz artık. Bu dönemde sosyologlara da çok iş düşüyor, çünkü yeni ve zor bir dönem başlıyor, hiçbirşey eskisi gibi değil onlar için de...
Artık farklı düşünme zamanı! Bildiklerinizi unutun ve yeniden öğrenmeye başlayın!
Eski bir video ama aşağıdaki video'yu izlemenizi tavsiye ederim :)