Archive for the ‘girişimci’ tag

Para kazanmanın teorisi

without comments

para kazanma

Para kazanmak için ne yapmalı ? Bugün mü para kazanmalı, yarını mı beklemeli, bir sonraki haftayı mı beklemeli ?

Gartner’ın hype cycle’ını biliyorsunuzdur, bilmeyenler için özetleyim, her yeni kavram, fikir önce büyük bir beklentiye doğru ilerler, sonra beklentiler azalır, bu sırada fikir ayağı daha sağlam basmaya başlar, sonra da halka hitap edecek hale gelir ve büyür. En kaba tarifi budur.

Inovasyon kelimesini sıkça duyuyorsunuzdur. Inovasyon ile ilgili son birkaç yıldır sürekli kafa yoran birisi olarak ve 10 aylık girişimci olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim. Inovasyon sizin o an para kazanmanızı sağlamaz, inovasyon ileriye dönük yatırımdır. Geleceğe yatırım yapmak da nefesinizle alakalıdır. Yani nefesiniz yeterse öne çıkarsınız yetmezse başarısız olursunuz. Girişimcinin inovatif olması gerektiğini savunan biri olarak bu sözümü geri alma kararı aldım. Girişimcinin nefesi azdır. Bu nedenledir ki girişimcinin o gün ne tutuyorsa onu yapmasının en doğru olduğunu savunmaya başladım. Bunu da Gatrner’ın hype cycle’ı ile açıklamaya çalışayım. Şu anda biraz interneti takip ediyorsanız farketmişsinizdir. Farmville tarzı oyunlar, özel/grup alışveriş siteleri, online oyunlar en çok revaçta olan alanlar. Bu alanlara girenler son aylarda ya satın alındılar, ya da büyüme evresine geçtiler. Şu anda Augmented Reality servisi yapmak bir girişimci için lüks, lokasyon bazlı servis yapmak nefesiniz varsa iyi. Bir ara fiyat karşılaştırma sitelerini de hatırlıyorsunuzdur, ben 6-7 tane sayabiliyordum :)

Girişimcinin ilk amacı o gün nefes alabilmek olmalıdır, sonraki gün için yatırım da yapabiliyorsa zaten büyümeye başlayacaktır. Alacağınız yatırımlar, teşvikler sizi yarına hazırlar. Bu yüzden inovasyon odaklı hareket etmek istiyorsanız ya bugünün nefesini depolayın, biraz da yarına nefes bırakın!

Ben

Written by serkanunsal

May 22nd, 2010 at 4:29 pm

Kurumlar ne ister ?

with one comment


Türkiye’de veriye erişim kolaylaşmadığı sürece analiz yapmak kumar oynamakla eşdeğer!

Son günlerde okuduğum haberler kurumsal pazar ile ilgilendiğim 2008-2009′a göre Türkiye’de çok da fazla bir değişimin olmadığını gösteriyor ki bu bir yandan üzücü, bir yandan da düşündürücü. Üzücü çünkü birçok fırsat olmasına rağmen KOBI’lerin derdinden anlayan firma yok, düşündürücü çünkü herkes KOBI’lere gitmekten bahsediyor ama gidebilen yok.

TUBISAD’ın yaptırdığı araştırma sonuçlarına göre KOBI’lerin yarıdan fazlası e-posta kullanmıyor, web sitesi sahibi olan KOBIlerin oranı ise %25. Bu rakamlar aslında beklenmesi gereken rakamlar, o yüzden aslında bu rakamlara şaşıranlara şaşırmak gerekiyor.

Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri veri olmaması. Türkiye’de şu anda kaç KOBI olduğunu devlet bile bilmiyor! Türkiye Istatistik Kurumu en son 2002′de iş yeri sayımı yapmış, herkes ona göre bir tahminde bulunuyor. Bazen 1.5 milyon, bazen 2 milyon gibi rakamlar duyuyorsunuzdur. Aslında bu rakamlar hiçbirşey ifade etmiyor. Kaçı bakkal, kaçı berber gibi bilgiler gerekiyor. Esnafı da kobi’den sayarsanız KOBI’ye neden CRM paketi satamadığınızı daha çok düşünürsünüz. Aslında bu rakamlara ulaşmak çok kolay fakat Ticaret odalarından tutun da muhasebicilere, sanayi odalarına kadar bu rakamlar noktası virgülüne kadar var! TUIK ile bu kurumların arasında birkaç e-posta ile halledilebilecek bilgiler yıllardır erişilemez durumda!

Kurumsal pazara iş yapan birçok firma KOBI’lerin öneminden, onlara ürün satmaktan bahseder fakat nasıl yapacaklarını bir türlü çözemediler. Internet’i facebook ve komik video izlemek olarak gören çoğunluğa CRM, PRM derseniz sizi levyeyle kovalarlar!

KOBI’lerin sayısı büyük kurumlara göre oldukça fazla fakat KOBI’lere ulaşmak çok çok çok zor! (Uzun kuyruk ‘Long Tail’) Onların işyerinde çayını içmeyen, teknoloji ile arasını gözlemlemeyen firmalar KOBI kelimesini cümle içinde kullanmaktan öte gidemezler diye düşünüyorum.

Peki ne yapmalı derseniz cevabım şu: KOBI’leri sektörlerine göre sınıflandırın, sonra büyüklüklerine göre sınıflandırın (gerekirse KOBI’nin K’sini atın), daha sonra da her bir segment için ihtiyaç matrisi çıkartın! Son olarak da ihtiyaç matrisinde karşılanmayan veya kötü karşılanan ihityaçları karşılayabilme ihtimalinizi değerlendirin!

Şu anda KOBI’lere en iyi hizmeti kim veriyor derseniz aslında bunun cevabı da basit! Elektrik kurumları ve Turk Telekom. Bakkalın bile elektriği ve telefonu varsa bu kurumlar KOBI’nin K’sına kadar uzanmış demektir. Peki bu kurumlar gittikleri KOBI’leri tanıyor mu ? Hayır!

Written by serkanunsal

May 1st, 2010 at 3:28 pm

İnternette Türklerin ayak sesleri!

without comments

Cahit Sıtkı Tarancı’nın söyleyişiyle ‘yolun yarısını’ geçmiş bir vatan evladı olarak ömrümüz hep yabancılara imrenmekle geçti. Yıllar yılı kültür, sanat, bilim, sanayi, spor, vb. hemen hiç bir alanda dünya çapında başarımız olmadı ve özellikle batı dünyasının bu alanlardaki ezici üstünlüğü, bizim kuşağımızda her daim bir kompleks yarattı. Bu yüzdendir ki, stadlarda ‘Avrupa Avrupa, duy sesimizi!’ diye bağırdık, Avrupa Birliği’ne girmek istedik ama Avrupalıları, Avrupalılığı içselleştiremedik. Galatasaray’ın UEFA şampiyonluğuna, Sertap Erener’in Eurovision birinciliğine ve Orhan Pamuk’un Nobel’ine gururlanıp çılgınca sevinsek de istikrar eksikliğimiz, bu başarıların kök salmasını engelledi. Durum böyle olunca da, hep hevesimiz kursağımızda ezikliğe geri döndük.

Kişisel ilgi ve uğraşı alanım olan teknolojide ise, özellikle seksenli yıllarda dünya seviyesine çıkmak hayal ötesi bir şeydi. Onların yüzyıllardır biriktirdikleri ve bizlerle paylaşmadıkları bilgi birikimleri ile bu birikimi planlı çalışmalarıyla faydaya dönüştüren istikrarlı insan kaynakları vardı, bizde ise bilginin kırıntılarıyla idare etmeye çalışan aç ve avare insanlar!..

Ancak doksanlarda ortaya çıkan İnternet, bu maküs talihi yavaş yavaş değiştirmeye başladı. Dünya çapında bir ağ üzerinden bilgi paylaşımının artması, bilgiye aç genç insanlarımız için bulunmaz nimet oldu. İlk zamanlarda kullanıcı ağırlıklı olan ülkemiz insanları internet altyapısının ve içeriğinin zenginleşmesiyle giderek geliştirici konumunu almaya başladı. Niteliğin yanında niceliğin de artışı sonucu, son yıllarda Türk internet girişimcilerinden güzel haberler almaya başladık ve sanırım bu sevindirici durum, önümüzdeki dönemde artarak sürecek. Bunun farkında olan sadece bizler de değiliz. Dünyanın önde gelen teknoloji bloglarından TechCrunch.com’da geçtiğimiz Ocak’ta  çıkan Mike Butcher imzalı yazıda da, son iki yılda Türk internet girişimcilerinin sayısındaki olağanüstü bir artıştan söz ediyor. Kuşkusuz buradaki en kritik hususlardan biri de, dünya çapında bizi gururlandıracak ve diğerlerine örnek olacak bir başarı öyküsü.

Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir toplantıdaki sunum ise, işte bu başarı öyküsüne yakın olduğumuzun ipuçlarını verdi.

Yoğurt firmasının 10 yıllık uzun ve sabırlı bir çalışmanın ardından ön tanıtımını yaptığı Yoğurtistan, internet üzerinde doğrudan çalışabilen dünyanın ilk üç boyutlu sanal platformu. Firmanın patentlediği bu üç boyutlu sanal platform, Second Life gibi rakiplerinin bile talep edeceği kadar cazip ve zengin özelliklere sahip. İnterneti, yazı, ses, resim ve video formatlarının ayrıksı biçimde kullanıldığı 2 boyutlu bir ortam olmaktan çıkarıp zaman-mekan boyutunda ete kemiğe bürünmüş ve gerçekliği yüksek 3 boyutlu bir dünya haline getiren Yoğurtistan, Kayme adlı para birimi ve markalarla yaptığı işbirlikleriyle oluşturulan ekonomik modeliyle de, internette Web2.0 döneminin ötesini işaret etmekte.

Bu özellikleriyle yerli ve yabancı yatırımcıların dikkatini çeken Yoğurt firması, halihazırda birkaç fon tarafından sağlanan milyonlarca dolar yatırımın sayesinde, Yoğurtistan platformu için bir ekosistem kurabilecek duruma geldi bile. Firma, Yoğurtistan üzerinde uygulama geliştirecek Türk yazılım firmalarını, bu iş için ayırdığı 10 milyon dolarlık Maya adlı bir fon ile desteklemeyi hedefliyor.

Türklerin dünyaya armağan ettiği yiyeceğin adını alan Yoğurt, bakalım çok sayıda firmayı Maya’layarak Türkiye’nin sesini yine dünyaya duyurabilecek mi? Elbette Nasreddin Hoca’nın dediği gibi: “Ya tutarsa?”

Written by ismailhpolat

March 17th, 2010 at 6:31 pm