Cahit Sıtkı Tarancı'nın söyleyişiyle 'yolun yarısını' geçmiş bir vatan evladı olarak ömrümüz hep yabancılara imrenmekle geçti. Yıllar yılı kültür, sanat, bilim, sanayi, spor, vb. hemen hiç bir alanda dünya çapında başarımız olmadı ve özellikle batı dünyasının bu alanlardaki ezici üstünlüğü, bizim kuşağımızda her daim bir kompleks yarattı. Bu yüzdendir ki, stadlarda 'Avrupa Avrupa, duy sesimizi!' diye bağırdık, Avrupa Birliği'ne girmek istedik ama Avrupalıları, Avrupalılığı içselleştiremedik. Galatasaray'ın UEFA şampiyonluğuna, Sertap Erener'in Eurovision birinciliğine ve Orhan Pamuk'un Nobel'ine gururlanıp çılgınca sevinsek de istikrar eksikliğimiz, bu başarıların kök salmasını engelledi. Durum böyle olunca da, hep hevesimiz kursağımızda ezikliğe geri döndük.
Kişisel ilgi ve uğraşı alanım olan teknolojide ise, özellikle seksenli yıllarda dünya seviyesine çıkmak hayal ötesi bir şeydi. Onların yüzyıllardır biriktirdikleri ve bizlerle paylaşmadıkları bilgi birikimleri ile bu birikimi planlı çalışmalarıyla faydaya dönüştüren istikrarlı insan kaynakları vardı, bizde ise bilginin kırıntılarıyla idare etmeye çalışan aç ve avare insanlar!..
Ancak doksanlarda ortaya çıkan İnternet, bu maküs talihi yavaş yavaş değiştirmeye başladı. Dünya çapında bir ağ üzerinden bilgi paylaşımının artması, bilgiye aç genç insanlarımız için bulunmaz nimet oldu. İlk zamanlarda kullanıcı ağırlıklı olan ülkemiz insanları internet altyapısının ve içeriğinin zenginleşmesiyle giderek geliştirici konumunu almaya başladı. Niteliğin yanında niceliğin de artışı sonucu, son yıllarda Türk internet girişimcilerinden güzel haberler almaya başladık ve sanırım bu sevindirici durum, önümüzdeki dönemde artarak sürecek. Bunun farkında olan sadece bizler de değiliz.
Dünyanın önde gelen teknoloji bloglarından TechCrunch.com'da geçtiğimiz Ocak'ta çıkan Mike Butcher imzalı yazıda da, son iki yılda Türk internet girişimcilerinin sayısındaki olağanüstü bir artıştan söz ediyor. Kuşkusuz buradaki en kritik hususlardan biri de, dünya çapında bizi gururlandıracak ve diğerlerine örnek olacak bir başarı öyküsü.
Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir toplantıdaki sunum ise, işte bu başarı öyküsüne yakın olduğumuzun ipuçlarını verdi. Yoğurt firmasının 10 yıllık uzun ve sabırlı bir çalışmanın ardından ön tanıtımını yaptığı Yoğurtistan, internet üzerinde doğrudan çalışabilen dünyanın ilk üç boyutlu sanal platformu. Firmanın patentlediği bu üç boyutlu sanal platform, Second Life gibi rakiplerinin bile talep edeceği kadar cazip ve zengin özelliklere sahip. İnterneti, yazı, ses, resim ve video formatlarının ayrıksı biçimde kullanıldığı 2 boyutlu bir ortam olmaktan çıkarıp zaman-mekan boyutunda ete kemiğe bürünmüş ve gerçekliği yüksek 3 boyutlu bir dünya haline getiren Yoğurtistan, Kayme adlı para birimi ve markalarla yaptığı işbirlikleriyle oluşturulan ekonomik modeliyle de, internette Web2.0 döneminin ötesini işaret etmekte.
Bu özellikleriyle yerli ve yabancı yatırımcıların dikkatini çeken Yoğurt firması, halihazırda birkaç fon tarafından sağlanan milyonlarca dolar yatırımın sayesinde, Yoğurtistan platformu için bir ekosistem kurabilecek duruma geldi bile. Firma, Yoğurtistan üzerinde uygulama geliştirecek Türk yazılım firmalarını, bu iş için ayırdığı 10 milyon dolarlık Maya adlı bir fon ile desteklemeyi hedefliyor. Türklerin dünyaya armağan ettiği yiyeceğin adını alan Yoğurt, bakalım çok sayıda firmayı Maya'layarak Türkiye'nin sesini yine dünyaya duyurabilecek mi? Elbette Nasreddin Hoca'nın dediği gibi: "Ya tutarsa?"