Takım Kurma ve Yöneticilik

Media_httptrscopecomw_bbhxc
Kurumsal hayatta da girişimcilikte de karşınıza sürekli çıkacak konulardan biri ekip yönetme ve yöneticiliğin nasıl yapılması gerektiğidir. Gözlemlerime göre önemli olan ekibin tek tek kalitesi değil, biraraya geldiklerinde çıkardıkları güzel sestir. (Orkestra). Bu nedenledir ki ekibin aynı tipte insanlardan değil, birbirini tamamlayan insanlardan kurulu olması gerekir. Tamamı davulcu veya tamamı kemancı bir kadro ile orkestra oluşturmak yanlıştır! Yöneticinin asli görevi bir hedef doğrultusunda ekipteki her bireyi doğru konumlandırmasıdır. Bu da ekibi tek tek çok iyi tanıyıp her bireyin en iyi yaptığı işi bulmasından geçer. Ekipleri futbol takımlarına benzetirsek, sağ kanatta çok iyi oynayacağını düşündüğünüz birini kaleci yapmış olabilirsiniz, burada kalecinin iyi kalecilik yapamaması durumunda suç hem yöneticisinde, hem de kişidedir. Kişilerin yeteneklerini, eğilimlerini öğrenmek ve ona yönlendirmek hem yetenek yönetimi, hem de uzun vadede size ve şirkete fayda sağlayacaktır.Unutmamak gerekir ki herkesin çok iyi yaptığı ve yaparken gözlerinin parladığı bir iş vardır. (Örneğin, bugün Messi'yi kaleye geçirip sonra da çok kötü kalecisin demek ne kadar saçmaysa, analiz yeteneği güçlü birine operasyonel iş yaptırmak da aynı saçmalıktadır.) Özellikle son dönemde birkaç büyük şirkette, demotive olmuş veya edilmiş, yaptığı işi sevmeyen fakat iyi yaptığı işlerle şirketine birşeyler katabilecek kişilerle konuştum. Büyük şirketlerin daha da büyük olması için yöneticilere büyük görevler düşüyor. Çıkar çatışmaları yerine, koltuk savaşları yerine, ekiplerine bakmalılar ve orkestra mı futbol takımımı yoksa bir grup insan mı topladıklarına bakmalılar ve her bir çalışanın maksimum şirkete verdiği değer ile o anki yaptığı iş ile şirkete verdiği değer arasındaki farkı irdelemeliler! Kaleci olması gereken birinden forvet, orta sahada olması gereken birinden kaleci yapıp yapmadıklarına bakmalılar.
Posted
 

Made in America or Innovated in America?

Media_httptrscopecomw_axnrf

Why Obama can't succeed with the American Jobs Act?

Finally U.S. President Barack Obama made his jobs speech to Congress last week. In his long-waited speech, he announced 'the American Jobs Act' to put the U.S. economy back on track. His tone of voice was a bit aggressive in order for pushing the Congress to act on the plan immediately.

I have no doubt the plan has been prepared in good faith. But it is neither a solution for financial crisis nor a reform for unemployment.  After first bailout package was engulfed by old-fashioned Industrial Age players, Mr. President should have launched a more radical action plan that pave the way thru the new fields of Information Era. In this context, the missing point in President's speech was a visionary statement. It could be the soul of the Act that enabled a new 'American Dream' in 21. Century. 

Although it was misinterpreted as Made in America (an irrelevant phrase inherited from the Industrial Age), the appropriate statement could be 'The American Innovation Act'. Moreover, the word innovation should be used instead of manufacturing. It could emphasize the Information Age and highlight U.S. as the world leader of it. Further to the soul, there needed a body for the Act, which was the action plan. In the plan, there are promising items like supporting small businesses by means of tax cuts but the main problems of U.S. are corporate bodies such as GE, GD, GM, etc. Despite they all have strong IT infrastructures, they have been suffering to internalize the concepts as data mining, outsourcing, crowdsourcing, CRM due to their traditional mindsets. For this reason, their innovation and competition capabilities are very low and limited.

The Act should also cover a radical downsize for these gigantic organizations in conjunction with a careful outsourcing policy as well as motivations to strengthen their competitiveness by rational usage of the information tools in terms of innovation. Mr. President and his team must bear in their minds that the name of the game is white-collar innovation than blue-collar manufacturing. Therefore, their cumbersome industrial management has to be transformed into an agile information management strategy.

Furthermore, the Act has no brightness to save Obama for the coming elections next year. Action items are disorganized and has no (or very limited) connection to each other. The solutions proposed were ancient recipes so that doesn't help Obama government for eliminating the negative impacts of the crisis, creating adequate amount of jobs and going back to a sustainable economy.  Instead of this, they could cover all strategy into a few basic items under a visionary statement that was referred to Info Age and able to motivate the society like the phrase The American Innovation Act.

These could be;

1) To transform the current economic institutions & businesses into efficient managed operations by means of info based organizations.

2) To define, position, develop and promote the information based innovation areas (green energy, new media, biogenetics, info & comms technologies, etc.) and label all their products and services as ?Innovated in America?

3)  To prepare short, medium and long term public education plans mainly based on innovation to meet the human resource demands for these areas

This is a plan not for only the country but also throughout the world for America. I wish 'Good Luck' to Mr. President and his team for implementing their Act. However, I strongly recommend them to change their primary focus on word innovation rather than manufacturing.

By Ismail Hakkı Polat

Posted
 

Değişim 2.0

Media_httptrscopecomw_cauju
Bazı dönemler vardır, çağ atlatır ve düşünce yapısından kültüre, iş yapış şekillerinden iş çeşitlerine kadar birçok değişikliğe neden olurlar. PC'nin icadı, Internet'in icadı... Bize bir önceki çağda saçma gelen, kabullenmek istemediğimiz gerçekler bir sonraki çağda kabullendiğimiz ve hatta çok sevdiğimiz gerçeklere bile dönüşebilmektedir. 1995-2000 arası bilgiye ulaşmayı, 2000-2005 arası cep telefonu ile konuşmayı, 2005-2010 is facebook ve Apple'ı sevdik. Facebook'u reddedenler, bir zamanlar Cep telefonunu reddedenler gibi yavaş yavaş Facebook'u kabullendiler ve kullanır oldular. IPhone ile kalplere taht kuran Apple ise Steve Jobs'a en başarılı dönemini yaşatmasını sağladı ve Apple'ın walled garden ve user experience konusunda diğer tüm firmaların kendini örnek almasına neden oldu. Google-Motorola, Microsoft-Nokia işbirlikleri/satınalmaları aslında Apple'a verilmeye çalışılan cevaplardı. Whatsup, iMessenger, Facebook Messenger... gibi uygulamalar alışık olduğumuz, yıkılmaz dediğimiz SMS'in tehditleri oldular. Mobil Operatörlerin fiyat savaşları ise SMS, konuşma gibi ürünlerin komodite olmasını hızlandırdı. 2003-2008 arası SMS paketleri, katma değerli servislerle zirve yapan mobil servislere ise daha önceleri önyargı ile yaklaşılırken bu dönemde elde edilen gelirler tüm firmaların en büyük gelir kapısı haline geldi. Aylık milyon dolar gelir getiren servisleri 1990'ların sonunda hayal etsek bize deli derlerdi sanırım. 2008 sonrası ise Facebook'a uygulama geliştirmek, iPhone'a uygulama geliştirmek birçok firmanın ana gelir kaynakları oldular. Zihinleri, düşünce yapımızı değiştirmenin yine zamanı geldi.
  1. Herşeye önce bir websitemiz olsun, sonra alternatif kanallarımız olsun (bankacıların çok kullandığı bir terim) mantığını aşma zamanı geldi. Yeni ürününüzü önce twitter'da lanse ettiğinizi hayal edin. Onbinlerce kişiye oradan hizmet verin.
  2. Önce web, sonra mobil diye başlamayın işlere, önce mobil, sonra web diye başlayın (instagram)
  3. Önce üye kazanayım, sonra tutundurma çalışmaları yapayım diye başlamayın, üyelik aşamasında 10'larca şey sorup kullanıcıyı boğmayın! Size sadece email'i gerekiyorsa sadece email ile üye yapın. Şifre de sormayın. (private shopping siteleri, posterous...)
  4. Önce üye yapayım, sonra fayda sağlalayım demeyin, önce fayda sağlayın, sonra üye yapın! (http://tastebuds.fm/)
Birşeyler değişiyor ve geç kalanlar yine farkına varana kadar atı alan Üsküdar'ı geçmiş olacak. 10 yıl öncesi gibi değil, 2 yıl öncesi gibi bile düşünüyorsanız, şimdiden kaybettiniz!
Posted
 

dakick.com

Media_httptrscopecomw_dyhfa
dakick.com'u 7 nisan'da lanse ettik ve burada kısa bir yazı yazayım istedim. dakick.com ile ilgili çoğu yerde yazmayan bazı bilgiler vereyim istedim. Öncelikle dakick.com'u İngilizce bir kaç kelime ile daha iyi anlattığımı düşündüğüm için İngilizce açıklayayım. "Recommended Leisure Activity Calendar based on people's interests with social features. p.s. it's not UGC! ".  Türkçe kısaca Zaman Kılavuzu veya Sosyal Takvim olarak adlandırdık :)
  • proje kodu : Dijital Asistan'dı.
  • fikir 2009 mayıs gibi şekillendi. (Loreena McKennit'in Harbiye'deki konseri olduğunu öğrenince "neden çok sevdiğim bir sanatçıyı kaçırıyorum ki ?" sözüyle başladı.)
  • ocak 2010'da geliştirmelere başladık.
  • Ağustos 2010'da erken dönem yatırımcımızla el sıkıştık.
  • projede PHP, MySql, Ruby On Rails, Sphinx, Memcached, JSON, RDFa gibi teknolojiler ve açık kaynak yazılımlar  kullandık.
  • Projenin geliştirilmesinde 3 yazılımcı, 1 görsel tasarımcı, 1 front-end tasarımcı, 1 sistem yöneticisi, 1 editor ve ara ara destek olan birçok teknik ekip dahil oldu.
Yapmak istediklerimizin %50'sini yaptık, %50'lik bir kısım kaldı, o kısımda ise semantic web ağırlıklı olacak ve kendi ontolojilerimiz için bir yapı kuracağız. Tam şu anda bug listemizde 7 madde, lansman sonrası gelen geri bildirimde 23 madde, kendi yol haritamızda ise 44 madde var. Bu demek oluyor ki yolumuz çok uzun... şimdilik bu kadar...
Posted
 

Türkiye'de Girişimciliğin Sıkıntıları

Media_httptrscopecomw_ofjlh
  • Girişimci olma motivasyonunun negatif dış etkenler nedeniyle başlaması (işsizlik, köşeyi dönme, kurumsal hayattan sıkılma, kurumsal hayata adapte olamama...) girişimcilik ruhunu köreltiyor.
  • Araştırma yeteneği çok az olan bir kültürden gelmemiz (Akla gelen fikri google'da aramaya bile üşenen insanların sayısı oldukça fazla) buz dağının hep üst tarafıyla ilgilenmemize neden oluyor.
  • Teknolojiyi kullanmayı seviyoruz fakat üretmeyi sevmiyoruz.
  • Çoğu bilgisayar mühendisinin CEO & Founder olmak istediği bir ortam var. CTO & Co-Founder zihniyeti henüz oluşmamış. Türkiye'nin girişimci dünyasında bir sürü CTO'ya ihtiyacı var.
  • Özellikle yeni mezunlar girişimci firmalarda değil daha büyük firmalarda çalışmayı tercih ediyor.
  • İnsanımız çok duygusal, çalışmayı çok sevmiyor, uzun vadeli planlar yapmayı sevmiyor.
  • İyi bir fikrin başarılı olmak için yeterli olduğu düşünülüyor. Asıl işin execution ve management olduğu göz ardı ediliyor.
  • Üniversitelerle işbirliği, açık kaynak kullanımı, teknoloji ve işin harmanlanması göz ardı ediliyor veya umursanmıyor.
  • Girişimciliğin bir ticaret olduğu bilinmiyor, girişimcilik peri masalı gibi görülüyor. (Zuckerberg'in hikayesi...)
  • Girişimciliği en iyi bildiğimiz ve(ya) en güçlü olduğumuz alanda değil en istediğimiz alanda yapma merakımız var.
  • İşbirliklerine çok açık değiliz, beraber çalışmayı sevmiyoruz. ("Bir Türk beş Japon eder, Beş Türk bir Japon etmez" diye bir atasözü bile var.)
not: Fotoğraf yıllar önce Garanti Bankası reklamlarındaki su satan girişimci çocuğa ait...
Posted
 

Pazar Döngüsü

Media_httptrscopecomw_aqmio
Uzun süre önce çizdiğim bir döngü vardı. Grup alışveriş sitelerini, klonlarını, aggregator'ları, dikeyleşenleri gördükçe bu döngü aklıma geldi, o yüzden tekrar paylaşayım istedim. Andrew Mason groupon fikrini buldu diye başlayım. Başarılı olur olmaz kopyalanmaya başladı. Bazıları dikeyleşti. (Grupkolik...'henüz lanse edilmemiş birkaç örnek daha var fakat isimlerini söylemeyeceğim') Türkiye'de 50'e yakın site kuruldu. Şimdi aralarından Avrupa veya Doğu'ya gidenler var mı bilmiyorum ama en azından planlarında olduğunu veya hayal ettiklerini varsayabiliriz. Aggregator'leri de biliyorsunuz zaten, tüm fırsatları birarada görebileceğiniz siteler. Hatta kullanmayacağınız fırsatları satabileceğiniz siteler kurulmaya başlandı. ve döngünün sonu/başı...
Posted
 

Semantic Web (Anlamsal Web) 101

Media_httptrscopecomw_qsyax
Anlamsal Web (Semantic Web) ile ilgili çok basit bir giriş yapayım istedim. Anlamsal Web 'Web 3.0' diye adlandırılıyor fakat web 2.0'ın geldiğini, web 1.0'daki problemlerden sonra anladığımız gibi web 3.0'ı da web 2.0'daki problemler iyice su yüzüne çıktığında anlayacağız diyenlerdenim. Yani web 3.0'ın yine web 2.0'ın evrimleşmiş hali olacağı kesin fakat bu anlamsal web midir bilmiyorum.
web 3.0 geliyorum demez ama web 2.0 gidiyorum der.
(Aşk geliyorum demez ama gidiyorum der diye bir söz duymuştum, ordan çevirdim) Sorun şu ki son 10 yılda datayı  bilgiye çevirdik fakat bilgiye ulaşmak Google gibi dev arama motorlarının ne kadar esnek algoritmalar yazdığına ve içerikleri nasıl ilişkilendirdiği ile kısıtlı kaldı. Anlamsal web'i yukarıdaki örnekte biraz açıklamaya çalıştım fakat başka örnekler de vereyim. Google'de şu anda aşağıdaki aramaları yapmanız sizi aradığını şeye ulaştırmayacaktır.
  • hem kel hem de aksiyon filmlerinde oynayan aktörlerden boşananların listesini getir bana
  • deniz manzarlı küçük evleri getir bana
  • 40 kişilik parti yapabileceğimiz pisti olan barları getir bana
  • ...
Şu anda bu isteklerimizi belirli bir aramadan sonra kendi anlamsal ilişkilerimizle ayıklıyoruz. Anlamsal web ise tam burada devreye giriyor. Eğer içerikler belirli ontolojilerle oluşturulur ve saklanırsa yukarıdaki isteklerin hepsini bulmak mümkün. Peki bunun için ne yapmak gerekiyor ? Hakia gibi işe tersten başlanırsa anlamsal web kendi kadrosunun anlamlaştırdığı kadar anlamlı hale geliyor ki bu da çok çok zor. Burada yapılması gereken içerik oluşturan firmalara Google gibi arama motorları ve dev internet şirketleri tarafından teşvikler verilmesi, desteklenmesi ve içerikler belirli anlamsal ilişkilere kavuştukça arama motorlarının da onlara uygun anlamsal ilişki ağlarını kurması ile mümkün. Burada kritik olan şey ise şu, her içerik sağlayıcının da yukarıdaki kel aktör örneğindeki gibi hangi aktör kel'di diye tutmaması gerekiyor, kel olduğu bilgisini tutanla ilişkisel bağlantı kurulması yeterli aslında. (İnsanların iki gözü vardır'ı herkesin ayrıca bilgi olarak tutmasına gerek yok, bu bilgi zaten var, bunu Ayşe, Fatma ile linkliyoruz beynimizde diyelim :) ) İşin özü şu; bilgiye anlam kattıkça tekrar kullanılabilirlik, bilgiye erişim çok daha iyi noktalara gelecek.
Posted
 

IBB Trafik

 

Media_httptrscopecomw_efjva

Günlük koşturmaca ve telaşla günlerin peşinde hovarda gibi, sabah burada akşam orada tükenmez yolları ve ömrümüzü trafikte tüketiyoruz. Trafik ise canavar gibi her gün bizimle beslenip büyümeye devam ediyor. Bu canavar sayesinde hangimiz bir sevgiliyi saatlerce bekletmemiştir, kırılan kalbi onarmak için ise tüm geceyi heba etmemiştir. Hayatımızda bu kadar önemli yeri olan trafik içimize özellikle İstanbul için o kadar işledi ki artık benliğimizin bir parçası haline geldi. Hep keşke hangi köprünün açık olduğunu bilseydik dedik ama bilmedik, bilemedik? 2000li yılların ortalarında İstanbul büyükşehir belediyesinin yol kenarlarına sensor koyarak trafik akışını hesaplamaya ve yoğunluğa göre yatırımları planlamaya başlaması ile önce yolların hız bilgileri erişilebilir olmaya başladı. Önce bir web sitesi, sonra Trafik hattı üzerinden trafik bilgisi artık erişilebilir olmuştu. 2007 yılına geldiğimizde ise hala iPhone ve diğer geniş ekranlı telefonlar yoktu, kimse cep telefonunun günlük hayatta sms özelliği ve oyun dışında bir iş için kullanabileceğini hayal edemiyordu. İBB ve İsbak ana iş alanları olmadığı için mobil ortamı bilmemesine rağmen bir kaç girişim ile trafik ve kamera görüntüsünü paylaşan basit bir uygulama çalışmasını başlatmıştı. Temel sorunları ise bu uygulamanın nasıl olacağı ve kullanıcılara nasıl ulaşacağıydı? Mobil uygulamalar belediyenin hizmet alanı değildi nasıl bir iş modeli olacağı belirsizdi. Operatörler ile görüşmeler yapıldı ama net bir sonuç alınamadı çünkü mobilin içinde olan operatörler bile fırsatın farkında değildi.
Media_httptrscopecomw_btbvr
Tanrılar Çıldırmış olmalı filmini hatırlarsınız bir sahnede uçak düşer içecek birkaç kutu kola ve konserve etrafa saçılır. Uçaktan düşen kişi hayatta kalır etrafta bir gurup şempanze dışında kimse yoktur ama dökülen çok fazla yiyecek vardır. Derken arkadaşların karnı acıkır ve bir konserveyi kenarından çekerek açarlar. Bunu gören şempanzeler ise önce konservelere saldırırlar. İlkini gördükleri şekilde açarlar tadına bakarlar ve sonra? Konserveler bir saatte Şempanzeler tarafından açılarak bitirilir Kahramanlarımız ise ne olduğunu anlamadan aç kalır. Evet, fırsat filmdeki gibi uygulamanın insanlara ulaşması değil, insanların bir Mobil uygulamayı kullanmayı öğrenmesi ve bu tecrübeyi başka uygulamalarda da kullanarak yeni bir pazar yaratmasıydı. İşte tam bu sırada iş modeli ve uygulamanın İstanbul halkına ulaşması konusunda maliyetleri üstlenen bir operatör, İBB ile bir anlaşmaya imza attı ve uygulamayı tüm İstanbul?a ücretsiz vermeye karar verdi. Bu noktadan sonra Türkiye ve Avrupa?da ilk defa bir mobil uygulama günde 100.000 download rakamına 2008 yılında erişti. Uygulama 1.000.000?un üzerinde indirildi ve 700.000 üzerinde kişi bu uygulamayı 50.000.000 üzerinde kullandı. İnsanlar bu uygulamayı o kadar benimsedi, hayatlarının bir parçası haline getirdiler ki artık hepimiz araba ile yola çıkmadan önce mutlaka bir göz atıyoruz. Düşünüyorum da telefonu elime aldığımda bir ikona tıklıyor ve bir bilgiye erişiyorum. O kadar benimsedim ki bunu düşünmüyorum bile, konserveyi açmayı düşünmediğim gibi! Peki neden konserve kapağını açmak istiyoruz? Tabii ki İÇERİK! O lezzetli yemeği yemek, mutluluğa erişmek için. Trafik hepimizin derdi. Dünkü ve ya 10 dk sonraki değil başka bir yolun değil gitmek istediğimiz noktanın o andaki trafik bilgisi olması, hareketli ve o anda ihtiyaç duyulan bilgiyi vermesi uygulamayı o kadar çekici kıldı ki, hepimiz bir SMS numarasına mesaj attık. Sonra bir link geldi o linke bastık daha 3G yokken 2G üzerinden dosya mı uygulama mı o şeyi indirdik. Sonra telefonumuzun hangi klasörü altındaydı aradık aradık bulamadık. Sonra bir bilene sorduk ve bulduk.
Media_httptrscopecomw_rgfjd
İkona bastık bir şey olmadı! Niye niye diye sorduk? Data hattın kapalı dediler? O ne dedim söylediler? Gittim açtırdım? Tekrar dene dediler denedim? ve İstanbul kanatlarımın altındaydı! Bu bilgi o kadar değerliydi ki yüz binlerce insan bu zor yolu aştı ve Uygulama Dünyası?nda öyle bir dönem başlattı ki yerli sadece Türkiye ye özgü uygulama sayısı 2010 içinde 2.000?leri çoktan geçti. Öyle bir hale geldi ki bazı uygulamaları peynir ekmek gibi tüketip 1 hafta kullanıp atıyoruz. Her firma bir mobil uygulamam olsun diyor. Her an müşterimin yanında olayım diyor. Ama kaçırılan bir nokta var insanlar hala İBB Trafiği kullanmaya devam ederken neden diğerlerini kullanıp atıyor? Bu ve İBB Trafik ile ilgili bilinmeyenleri açıklayacağım yeni yazılarımda tekrar buluşmak üzere?  Mustafa Eren http://twitter.com/erenmustafa
Posted
 

2011 tahminlerim

Media_httptrscopecomw_trgdj
Nostradamus'u oynamak yerine herkesin gördüğü ve 2011'de bizi bekleyen gelişmeleri listeyeyim istedim. Facebook Places: foursquare'in pabucunu dama mı atarız, yoksa facebook places'i en çok kullanan ülke mi oluruz bilinmez ama bu işten en çok etkilenecek sektörün mekan rehber siteleri olacağı kesin. Twitter: Twitter'ı hayatımızın içine iyice soktuk, artık tüm medya twitter'ı ağzından düşürmediğine göre bu iş early adopter kitlesinden çok daha büyük bir kitleye ulaştı. 2011'de ilkokul arkadaşlarımız da bizi follow ederse şaşırmamamız gerekiyor sanırım. Android: iPhone'un kaliteden ve fiyattan ödün vermeyeceğini düşünürsek biraz daha uygun fiyatlı smartphone pazarını komple Android telefonlar ele geçirecek diyebiliriz. Bu da demek oluyor ki bundan en çok etkilenecek firma Nokia olacak. Sosyal Oyunlar: Zynga'nın başarısıyla heveslenen birçok yeni firma ve mevcut büyük konsol ve pc oyun firmaları da kozlarını 2011'de oynayacak demek çok yanlış olmasa gerek. Hatta Google'ın da firma satın aldığını düşünürsek Android ve Chrome OS'de birçok oyun da görebiliriz. Social Shopping: Özel alışveriş, grup alışveriş derken sıra sosyal alışverişe geldi sanırım. Eğer pazar başarılı birkaç örnek görürse peşinden gider ve yine mantar gibi çoğalan birçok firma görebiliriz. Sosyal Medya & Marka İlişkisi: Artık twitter'dan bize cevap veren markaları görmek bizi çok şaşırtmayacak. Şu anda bile çoğu banka twitter'dan bizleri takip eder oldu. 2011'de takip etmeyen ayıplanacak! Soru Cevap Siteleri: Quora gibi siteler biraz daha büyüyecek. Belki büyüme hızına göre bir arama motoru tarafından satın alınabilir. iPhone & iPad: iPhone'un ve iPad'in yeni versiyonları gelecek demek çok da zor değil sanırım. Gelsinler de alalım. Augmented Reality: Bu konuda birkaç uygulama daha görürüz fakat asıl 2012 AR'nin yılı olacak diye düşünüyorum, henüz pazarda yeterince telefon yok. Semantic Web: Bu konuda da 2011'de çok birşey olacağını sanmıyorum. Artık 2013 veya 2014'e sağlam birşeyler görürüz. :) Microsoft: yeni bir işletim sistemi ve kendine has app store'u olması lazım fakat bunun için 2-3 yıl daha bekleriz sanırım. windows 2015'i bekleyeceğiz artık :) Dünyanın sonu eğer 2012'de gelecekse 2011'de bol bol borca girmekte, görmediğimiz yerleri görmekte, sevdiklerimizle bol bol vakit geçirmekte sakınca görmüyorum. :)
Posted
 

benim için CRM

Media_httptrscopecomw_sbecj
Duymaktan bazen sıkıldığım kelimelerden biri de CRM fakat son yıllarda inovasyon kelimesi CRM kelimesini aşırı duymamı engelledi sanırım. Aslında CRM önemsiz vs. demek değil niyetim. Sadece öneminin vurgulanıp başarılı bir örnekle karşılaşmamış olmak beni rahatsız etti sanırım. 2010 yılını bitiriyoruz, bırakın uçan arabalar görmeyi, aynı müşteriyi aynı problem için 4 farklı müşteri temsilcisinin arayıp birbirilerinden habersiz olduğu dönemler henüz hala bitmedi. (Beni ayın 11'indeki bir organizasyon için 4 farklı kişi aradı ve hala 11'inde rezervasyonum yapıldı mı emin olamadım, sanırım peçeteye yazıyorlar talebimi.) Zamanında çok büyük CRM projelerinde de görüş bildirdim fakat milyonlarca dolar boşa gidiyormuş gibi geldi sürekli. Sanırım aşağıdaki sözleri (tabi Türkçe'lerini) her iş yerine asmak lazım. (Veresiye veren ve peşin satan tablosundan daha yararlı bir tablo olacağı kesin!)
It takes 7 times as much time, effort and money to get a new customer as it would to retain the old one.
For every customer who complains about your company, there are about 8 to 10 people who didn't tell you their real feelings.
Size birkaç yıl önce başıma gelen bir olayı anlatayım istedim, biraz da kendim unutmayım diye buraya yazmak istedim. Yaklaşık 6 yıl Turkcell'de çalıştığım için doğal olarak; Asmalı civarında olanlar bilir, Sofyalı öğlenleri az çok gidilen bir yerdir. Ben de haftada bir iki kere giderdim. Garsonları az çok sima olarak bilirim fakat hiç birinin ismini bilmem, yemek yerken çok da dikkat etmedim sanırım. Yaklaşık iki yıl önce Beyoğlu civarlarında bir meyhanede bir arkadaşın veda yemeğindeydim. Sanırım ay sonuna denk gelmişti ve meyhane ile fix mönü anlaşılmıştı ki yemeklerimiz belliydi. Herkesin yemekleri gelmeye başladı, sağım, solum derken, bana herkesten farklı olarak tabakta neredeyse iki porsiyon pilav gelmişti. Sağıma, soluma, karşıma baktım, herkese kuş kadar pilav, bende ise dev bir pilav. Noluyoruz derken garsona döndüm, o an garsonun yüzü hafif tanıdık geldi ve  garsona bende neden çok fazla pilav olduğunu sordum. Garson gülerek "Ben eskiden Sofyalı'da çalışırdım, sizin pilavı çok sevdiğinizi hatırlıyorum, o yüzden size pilavı bol kepçe koydum" dedi. O an gerçekten "müşteri yönetimi budur" dedim. Her ne kadar bu durum şirket kültürünün bir parçası olmasa da içimden "Büyük şirketler şu hareketi yapmak için herhalde milyon dolar harcarlar" dedim. İşin özü şu; Hiçbir yazılım (en azından şu ana kadar) bana o garsonun hafızası kadar CRM yapamaz! İnsan faktörünü işin içine katmak her zaman kazandıracaktır. Doğum günlerinde e-posta göndermek, 10 yıldır bizimlesiniz diye hediye servis kullanımları göndermek CRM değildir veya onlar CRM'dir de benim istediğim şeyin adı başkadır!
Posted