Sosyal Ağ filminden alınması gereken dersler

Media_httptrscopecomw_ibhvw
Sosyal Ağ filminden bir girişimcinin alması gereken dersler:
  1. Başka birinin fikri sizde başka bir fikir uyandırıyorsa ona karşı en başta dürüst olun.
  2. "Arkadaşlık başka iş başka" fakat size destek olanları unutmayın. Sizin büyümenize istemeden engel oluyorlarsa da dostça ayrılmasını bilin.
  3. Sermaye artırımında "anti-dillusion"'ın en azından ne olduğunu bilin!
  4. Garajda iş geliştirmek diye birşey yoktur. Başarılı olanların nerede çalıştığına değil ne kadar çalıştığına odaklanın.
  5. Eski kız arkadaşınıza saygılı olun :)
  6. Çözülmüş problemlere değil çözülmemiş problemlere odaklanın ve herkesten önce ve en iyi şekilde çözmeye çalışın.
  7. Yatırımcıya ne kadar geç giderseniz o kadar sizin için iyi olduğunun bilincinde olun. Siz yatırımcıya değil, yatırımcı size geldiğinde değerlisinizdir.
  8. Aklınızda süper bir fikir varsa bunu hızlı kod yazan birine anlatmayın!
  9. Özellikle sosyal ağ projeniz varsa sitenizin altyapısının çok çok iyi tasarlanmış olmasına dikkat edin.
  10. Kadınları özellikle de hergün gördüğünüz arkadaşlarınızı oylamak ciddi trafik yaratsa da kadınları aşağılayıcı siteler yapmaktan kaçının. İtibar ve saygı heryerde taşımanız gereken değerlerdir. Zuckerberg kadar şanslı olmayabilirsiniz ;)
  11. Özellikle de içkiliyken blogunuzu güncellemeyin! :)
Posted
 

Yeni Medyalar, Yeni Gündemler

Media_httptrscopecomw_jovnu

Yazılı ve görsel medyamız gerilimli bir gündemin peşinden koştururken, internetin sosyal medyaları kendi özgün gündemlerini yaratıyor!

5 Milyonluk gazete tirajları, 60 küsür milyon TV izleyicisi ve bilumum istatistiklere bakılırsa ülkemizin gündemi yazılı ve görsel medya tarafından belirleniyor. Gazete, radyo ve televizyonların spor, siyaset, ekonomi, magazin, kültür-sanat, vd. konularda oluşturduğu haber ve içerikler , okuyucu, dinleyici ve izleyici olarak kategorize edilen geniş kitlelelere sunuluyor ve bunların bir kısmı kitlenin ilgisi (reyting, tiraj) ya da medyanın kendi politikalarına göre köpürtülerek devam ettiriliyor.

Birey ve kitleler, içinde yer almadıkları ancak türlü nedenlerle kendilerine dayatılan böyle bir akışı alternatifsizlikten uzun yıllar takip etmek zorunda kaldılar. Ancak internetin özellikle sosyal medyaların ortaya çıkışı, yavaş yavaş böyle bir zorunluluğu ortadan kaldırmakta. İnternetle birlikte insanlar, mevcut gündemi ana akım medyanın tekelinden bağımsız ve çok sesli olarak izleyebilmekte daha da önemlisi sosyal medyalar üzerinden kendi bireysel, yerel, ulusal ve hatta uluslararası gündemlerini oluşturabilmekteler.

Örneğin, kişisel blogu üzerinden kendi duygu ve düşüncelerini özgürce paylaşan biri, bunu Facebook üzerinden yakın çevresiyle tartışma olanağına sahip oluyor ve sadece bununla kalmayıp sosyal medyalar üzerinden farklı kişi ve grupların duygu ve düşünceleri üzerine tartışabiliyor. Zaman-mekan sınırına takılıp kalmaksızın ulusal hatta uluslararası nitelik alabilen böylesi bir iletişim, insanlığı daha katılımcı ve paylaşımcı hale getiriyor ve dünya vatandaşlığı kimliğinin de zeminini hazırlıyor.

Elbette buradan "sosyal medyalar ana akım geleneksel medyayı yok edecek" gibi bir mesaj çıkmamalı ancak her geçen gün daha fazla internet kullanıcısının kendi gündemini kendisinin belirleme hakkını keşfettiği bir gerçek. Türklerin sosyal medyalarda ön sıralarda (Facebook 4., FriendFeed 1.) yer almalarının açıklamalarından biri de bu olsa gerek.

Bu gidişatı fark eden bazı popüler medya yıldızlarının sosyal medyada giderek daha fazla yer almaları ve kendi özel gündemlerini bu yeni medyalarda oluşturmaya çalışmaları da bu eğilimin bir göstergesi.

Twitakip.com sitesindeki rakamlara bakılırsa 42.000 kişi müzisyen Sertap Erener'in, 34.000 kişi karikatürist Erdil Yaşaroğlu'nun ve 24.000 kişi ise gazeteci-yazar Ahmet Hakan'ın takipçisi olmuş ve bu kişilerin duygu, düşünce ve durumlarını kendi gündemlerine almışlar.

Bunların da ötesinde, 27.000 takipçili Oğuz Serdar gibi bu sosyal medyalar üzerinde popüler olan yeni medya yıldızları da var. Gazete tirajları ve televizyon izlenme reytingleri ile karşılaştırıldığında bu rakamlar azımsanabilir ancak bunun sadece bir başlangıç olduğunu da gözden kaçırmamak lazım. Örneğin, 4,7 milyon takipçiyle ABD'li aktör Aston Kutcher'in veya 3,5 milyon takipçiyle TV programcısı Oprah Winfrey'in bu sosyal medyalara geleneksel medya kadar ağırlık verdikleri görülmekte. Üstelik bu takipçiler (geleneksel medyalardan farklı olarak), gündemlerine aldıkları bu kişilerle aynı ortamda bulunma algısı içindeler, onların durumlarından daha spontan biçimde haberdar oluyorlar, onlara olumlu-olumsuz duygu ve düşüncelerini doğrudan gönderebiliyorlar ve hatta kimi zaman doğrudan yanıt alabiliyorlar.

Tüm bu gelişmelere bakıldığında içinde bulunduğumuz zamanların ruhunu, başkalarının akıttığı gerilimli bir kitlesel gündemden ziyade bireylerin kendi insiyatiflerine dayanan daha kişisel ve birebir gündemler yansıtacaktır.

Posted
 

Londra notları

Media_httptrscopecomw_nswaj

 

Geçtiğimiz hafta sonu, "dünya kaşifi" bir arkadaşımın önerisiyle, önce Paris'e uçup oradan hızlı trenle Manş Denizi'nin altından geçerek Londra'ya 48 saatlik bir keşif yolculuğu yaptık. Yolculuğun Paris ve denizin altından geçilerek gidilen kısmı oldukça hızlı ve heyecan vericiydi. Ama bu hoş anlar, Londra Gümrüğü'nde "Türk vatandaşlarının böyle farklı meraklara sahip olamayacağı"na kanaat getiren İngiliz pasaport polisleri yüzünden 3-4 saatlik bir gümrük kabusuna dönüştü.

Böylesi önyargılı bir yaklaşım, insanı Londra gibi bir dünya kentinden bile soğutmaya yeterli ancak şimdi bunları bir kenara bırakalım ve son olarak küresel kriz öncesinde gittiğim bu metropolde kriz sürecinin öncesi ile sonrasının bir karşılaştırmasını sizlerle paylaşayım.

Londra'da krizden en çok etkilenen 'High Street' olarak anılan merkez bölgedeki caddeler olmuş. Oxford, Regent gibi bu zengin ve şık caddelerde bir sürü dükkan kapanmış ya da el değiştirmiş. Turistlerin uğrak yeri Covent Garden Çarşısı'nda dükkanların beşte biri boş ve kiracı bekliyor. Londra'nın sembolü Piccadilly Meydanı'nda HMV, Virgin gibi mega müzik marketler ile Wittard of Chelsea gibi kentin en eski ve prestijli çay mağazası bile kapanmış ya da taşınmış. Halihazırda çalışır gibi görünen çoğu dükkanın, bu bina maliyetleriyle işlerini döndürmesi zor. Ayakta kalanlar ise, yeme-içme, telekom gibi ürüne değil hizmete dayalı iş gören sektörler.

Krizin endüstri-yoğun dönemden bilgi-yoğun döneme geçişi hızlandırdığının da bir göstergesi bu gelişmeler. Bilgi süreçlerini etkin kullanabilen markalar, şube sayılarını önemli ölçüde azaltıp şehrin merkezine kurulan büyük bir-iki konsept mağazayla maliyetlerini düşürürken, satış, pazarlama ve dağıtım sürecini de internet üzerine taşıyarak alışveriş için mağazaya gelme zahmetine katlananlardan daha geniş kitlelere ulaşabiliyorlar. Bunun en güzel örneklerinden biri olan Apple'ın Regent's Caddesi'ndeki dev mağazasında, satıştan çok ürün tanıtımına ağırlık veriliyor. Bu durumu bize teyit eden 'satış' görevlisinin "İnsanlar ürünleri burada inceliyorlar ama ürünü internetteki en ucuz fiyatla satıldığı yeri bularak yapıyorlar. Zaten bizim için önemli olan da, ürünlerimizin satılması!" sözleri de dikkat çekici.

İngiliz Perakende Satış Araştırma Merkezi?nin (Center for Retail Research) 1 Şubat 2010'da yayınladığı araştırmaya göre, İngilizlerin 2009 yılındaki toplam 380 milyar sterlinlik alışverişin %10'unu internet üzerinden yapmış. Geçen ay kentteki kar fırtınası sırasında ise, bu oran %18'e kadar çıkmış.  

Gözüme çarpan bir başka ilginçlik de, kentin dört bir yanındaki reklam panolarının önemli bir kısmının dijital ve internet bağlantılı olarak yenilenmesiydi. Bu dijital panolarda reklamdan ziyade içinde bulunulan bölge ya da duruma göre içerik sunulabiliyor. Panolardaki bilgilere göz atma ihtiyacının artmasıyla da bu bilgilerin içine, uygun ürün ya da hizmetler yerleştirilebiliyor ve bu yolla etkin bir reklam mecrası da yaratılmış oluyor. Örneğin; tiyatrolarıyla ünlü Covent Garden semtine metroyla giderseniz istasyonun hemen her yerinde o gün oynayan müzikallerle ilgili tanıtım filmlerini izleyebiliyor ve bilet ile yer durum bilgileri o andaki güncel haliyle görüntüleniyor. Ya da Heatrow Havaalanı'nda Zürih uçağını beklediğiniz holdeki ekranda, Zürih'in hava ve ulaşım durumu ile kar kalınlığı bilgilerini o bölgeye uygun kayak ürünlerinin tanıtımı eşliğinde alabiliyorsunuz. Sydney holünde ise deniz suyu sıcaklığı bilgileri, dalış ekipmanları reklamıyla birlikte veriliyor.

Son bir not ise kentteki gece hayatına ilişkin; merkez bölgedeki bar, cafe ve restoranların camekanlarında o mekanların Twitter, Facebook gibi sosyal medya adresleri yazılı. Merak edip sayfalara girdiğinizde o mekana ilişkin detaylı bilgilerin yanısıra daha önceki müdavimlerin deneyimleri ve hatta o anda mekanın içindeki bulunan insanların izlenimlerini alabiliyorsunuz. Kısacası Londra, krizin hasarını yeni medyaların desteğiyle atlatmaya çalışıyor!

Posted