Google yasağı üzerine…

2 yorum

Adamın biri vergi kaçırıyor. Devlet, bu vergi kaçağının peşine düşüyor ancak adam işi o kadar iyi kitabına uyduruyor ki, mevcut yasalara göre yakalamak mümkün değil. Bu arada adamın oğlu bir cinayet işlemiştir. Bunu fırsat bilen devlet, adamı oğluyla beraber içeri atıyor. Adam “Yahu beni niye alıyorsunuz? Cinayeti ben işlemedim ki!” sözlerine devletin yanıtı: “Nasıl olsa suçlusun! Cezanı ha öyle çekmişsin ha böyle. Ne farkeder ki!”
Geçen Cuma günü ‘aniden’ işleme konulan ve Youtube yasağı kapsamının yöntem değiştirilerek Google servislerine doğru genişletilmesinin meali budur.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Google ile devlet arasında uzun süredir devam eden bir vergi anlaşmazlığı var. Google, ülkemizde gösterdiği reklamcılık faaliyetinin faturalama işlemini, Türkiye’deki ofisinden değil, kendisine vergi kolaylığı gösterilen İrlanda’daki ofisinden kesmektedir. Bu da ülkemizde gerçekleşen yıllık 100 milyon TL civarında bir faaliyetin vergilendirilememesi anlamına gelmekte. İşte devletin itiraz ettiği de ülkemizde kalması gerekirken dışarıya giden bu paradır. Buraya kadar devletin %100 haklı olduğu bir durum söz konusu. Ancak sorun devletin bu parayı tahsil etmek için kullandığı yöntemde.

Yıllık 100 milyon TLnin vergisinin peşine düşen devlet, bunu Google ile DOĞRUDAN çözmek yerine onun sahibi olduğu fakat vergi konusuyla alakasız Youtube üzerinden cezalandırıyor. İki yıl önce mahkeme tarafından verilen Youtube.com yasağı kararını, artık alan adı yerine Youtube’ün üzerinde durduğu internet (IP) adreslerine erişimi engellemek yoluyla gerçekleştiriyor. Böylelikle Google’ın aynı internet adreslerinde duran 30 servisine erişim de engellenmiş yani dolaylı olarak Google da yasaklanmış oluyor. “İki yıl bekleyip neden geçen Cuma bu yönteme başvurdu?” sorusunun yanıtı tamamen devletin “Biz bu parayı normal yollardan tahsil edemezsek işte Google’ı böyle cezalandırırız!” keyfiliğinde. Yukarıdaki örnekte anlattığım gibi her alanda uygulanırsa ortada ne düzen kalır, ne de birey hakkı hukuku. Google suç işlemişse, bu suçun cezası o suçla ilgili olur ve o orantıda olur. Başka bir şeyler üzerinden dolaylı ceza uygulanırsa bunun sonu gelmez.

Bunun ötesinde yasağın Google’ı ne kadar etkilediği de tartışmalı. Burada cezalandırılan hatta mağdur olan Google’dan ziyade o servisleri kullanan milyonlarca vatandaşımızdır. Halihazırda iş sürecini Google üzerinden yaptığı tanıtımlara bağlamış onbinlerce KOBİ, Google ile yaptığı reklam geliriyle içerik üretmeye ve geçinmeye çalışan irili ufaklı binlerce site sahibi ve hatta büyük internet yayıncıları için bile ticari açıdan zorlu bir gidişat söz konusu. Şu anda Google reklam modelinin alternatifi olmadığı için bu gidişat bir süre daha böyle sürerse sayıları yüzbinlerle ifade edilecek kişi ve küçük firma maddi güçlüklerle karşılaşacak.

Ayrıca, Google’ın birçok olumsuz yanı olabilir ama kişi ve kurumların iş süreçlerini kolaylaştırmak ve onların küresel alanda iş yapmalarını sağlamak adına geliştirdiği harita,ajanda, adsense,adwords, döküman saklama, e-kitap, çevirmen, vd. hizmetler sayesinde sadece Türkiye?de bile milyonların internetle tanışmasını sağladığını herhalde kimse inkar edemez.

Ülkenin içinden geçtiği zorlu konjonktürde bu kadar insanın bir anda mağdur duruma düşmesinin yaratacağı etki ve bilişimle gelişme sürecinin kesintiye uğramaması adına, pire için yorgan yakılan bu karardan bir an önce geri dönülmesi herkesin yararına olacaktır!

Yazar: ismailhpolat

8 June 2010 , 17:01

Yeni Medyanın Yeni Liderleri!

1 yorum

Bir iş seyahati nedeniyle bulunduğum Venezüela’da geçtiğimiz hafta bir gece yarısı…

Kaldığım otelde saat farkından dolayı kaçan uykumun gelmesi için TV kanalları arasında zaplarken birden Venezüela devlet televizyonundaki ilginç bir görüntüye takılıp kaldım; Devlet Başkanı Hugo Chavez, bakanlar kurulunu toplamış ve elindeki BlackBerry cep telefonundan gelen e-posta ve Twitter mesajlarını okuyor, önemli bulduğu mesajları da ilgili bakanlara not aldırıyordu. Arasıra kendisini kızdıran mesajlar olursa konuyu ilgili bakanına soruyor ve hatalı bulduğu bakanı da ekrandaki milyonların önünde bir güzel fırçalıyordu.

Gece yarısı televizyon karşısında toplanan ve halka internet üzerinden hesap veren bir bakanlar kurulu. Bu gerçek üstü görüntüye “Biraz abartı mı acaba?” kuşkusuyla yaklaşıp Chavez’in Twitter hesabına girdim. Her saniye yüzlerce mesaj geliyordu. Zaten az sonra programın sunucusu da, o ana kadar toplam 350.000 mesaj geldiğini söyledi. Bunların içinde iş talepleri ve şikayet mesajlarının yanısıra beğeni mesajları da vardı.

Venezüela’lı bir kadının kendisine Twitter üzerinden gönderdiği resimli bir mesaja bakan Chavez “Çok güzel ve çok vatansever bir kadın bu!” şeklinde espriyle karışık bir yanıt verdi. Bir başka vatandaşın “Ben eski bir Stalinistim. Kredi istiyorum!” mesajını okuyunca kahkaha krizine girdi. Ardından telefona tekrar baktığında vatandaşın Stalinist değil stilist olduğunu anlayınca önce biraz bozuldu ancak sonra yine bu durumu ve kendini alaya alarak programı sürdürdü.

Chavez’in Venezüelası, Karayip coğrafyasında yaklaşık 900 bin km2 yüzölçümüne ve 28 milyon nüfusa sahip bir Latin Amerika ülkesi. Dünyanın en büyük 5 petrol ihracatçısından biri olmasına karşın kişi başına düşen milli gelir 6000 dolar civarında. 1498′de Kristopf Kolomb’un bu topraklara ayak basmasıyla başlatılan tarihinin yaklaşık 300 yılını sömürge olarak geçirmiş. 1810′da Simon Bolivar’la başlayan bağımsızlık hareketinin sonrasındaki 200 yılda ise Latin tipi “gel-git demokrasi” sürecini yaşamış ancak ülkenin 500. yılı, Venezüelılar için gerçek bir dönüm noktası olmuş. Bu tarihte Devlet Başkanı seçilen eski darbeci albay Hugo Chavez, geçen son 12 yıl içinde Venezüella’yı “tipik bir Latin Amerika ülkesi” sıfatından kurtararak tamamen özgün bir yola sokmuş.

İzlediği popülist politikalarla toplumun alt kesiminin sevgisini, üst ve orta kesimlerinin ise nefretini kazanan Chavez’in geniş halk kitlelerince neden ve nasıl böylesine koşulsuz desteklendiği, çoğu insanın merak ettiği bir husus. Bana kalırsa, Chavez’in en önemli özelliklerden biri hatta belki de birincisi, hem bireysel hem de kitlesel iletişim becerilerinin üst düzeyde olması. Onu belki de günümüz liderlerinden bir adım öne çıkartan da bu. Muhaliflerinin elindeki son derece gelişkin ve güçlü geleneksel medyaların karşısına yeni medya araçlarıyla çıkması ve bunlar üzerinden geniş kitlelerle kurduğu sıcak iletişim, onu 2002′de kendisine karşı yapılan askeri darbeden bile kurtarabilmiş. Chavez’in tutuklanmasına tepki gösteren Venezüelalıların kendi aralarında cep telefonlarından mesajlaşarak başlattıkları iletişim sonucu Caracas sokaklarına çıkan milyonların başkanlarını geri istemeleri, darbecilere geri adım attırmış.

Geleneksel medyayı da son derece etkin kullanan Chavez, devlet televizyonundan her pazar yayınlanan “Alo Başkan” programında canlı telefon bağlantıları, SMS ve Twitter üzerinden gönderilen soruları yanıtlıyor. Geçtiğimiz hafta 11. yılını dolduran program hala tüm reality show ve eğlence programlarına fark atarak sürekli en fazla reytingi almakta.

İnternetin insanlar arasındaki din, dil,ırk farklarını ortadan kaldırdığı sanal ortamlarda, iş olsun diye bulunlar değil, Chavez gibi kendisiyle barışık ve geniş kitlelerle o medyadan sıcak iletişim kurabilme becerisi olan farklı liderler ön plana çıkıyor. Bir ay önce girdiği Twitter’da kısa sürede 500 bin takipçi edinen Chavez, bunun açık kanıtı!

Yazar: ismailhpolat

2 June 2010 , 19:35

Eğitim 2.0 Şart

henüz yorum yok

Cem Yılmaz’ın ünlü vecizesindeki gibi “Eğitim şart” ise, web2.0 bunun için iyi bir fırsat!

Altı yıldır Kadir Has Üniversitesi bünyesinde verdiğim Yeni Medya dersi kapsamında öğrencilere internet ve mobil iletişimin yaşam süreçlerimizi nasıl değiştirmekte olduğunu anlatıyorum. Geçen haftaki son derste bir öğrencimin: “Hocam, iyi hoş anlatıyorsunuz da, bu değişim ne zaman eğitime yansıyacak? Tamam, ders notları internetten paylaşılıyor, sınav notlarımız da cep telefonlarımıza gönderiliyor ama örneğin; dersinizi ne zaman sanal ortamdan canlı anlatacaksınız ve bizler de okula gelmeden sizi dinleyip bulunduğumuz yerden derse katılabileceğiz?” sorusunu dilim döndüğünce yanıtlamaya çabaladım. Konunun sadece teknolojik altyapı sorunu ile sınırlı olmadığını, düşünce yapılarımızın yaşam süreçlerimize yansıması gerektiğini ve bunun da bizleri, üniversiteleri, hatta YÖK’ü bile aşan bir topyekün değişim süreci olacağını açıklamaya çalıştım.

Öğrencimin ikna olmasına sanırım bir süre daha var ama içinde bulunduğumuz ikinci kuşak internet (web2.0) dönemi her ne kadar Facebook, Twitter gibi sosyal medyalarla anılsa da, sağladığı her zaman, her yerden iletişim olanağı sayesinde bir çok sektörde yapısal değişim yaşandığı da somut bir gerçek. Bu sektörlerin bence en önemlisi de eğitim. Yıllar yılı bölgesel eşitsizlik, okul-dersane-giriş sınavları açmazı ve öğretim altyapısı gibi çok temel sorunlarla özel-kamu ayrımı olmaksızın baş etmeye çalışan sektör, internetin sağladığı avantajlarla hem insanları uzakta eğitebilme gücüne hem de onlarla anında ses, yazı ve görüntü paylaşabilme yeteneklerini süratle kazanmakta.

ADSL ve 3G şebekelerindeki gelişmeler, telekom operatörlerine ülke çapında bir eğitim platformu olma fırsatını vermekte. Bu şebekeler henüz topyekün bir eğitim seferberliğini taşıyacak kapasitede olmasa da yapılan pilot uygulamalar geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor ve operatörleri altyapıya yatırım için motive ediyor. Örneğin; Turkcell Akademi’nin geliştirdiği Mobil Eğitim platformu, büyük şirketlerin bayii organizasyonlarını cep telefonları üzerinden bilgilendirme, eğitme ve hatta sınav yapma ve ölçme-değerlendirme olanağı veriyor. Hatta onbinlerce insanı sınıflarda eğitime zorluğunu ortadan kaldırarak zaman-mekan ve ciddi para tasarrufu sağlıyor.

Türk Telekom ise, eğitim konusunda bölgesel eşitsizliği ortadan kaldırmak mücadeleyi sanal dünyada başlatıyor. Grup şirketlerinden SEBİT’in hazırladığı etkileşimli eğitim programları, ülkenin her yerindeki öğrenciler için sınıflara kapanmanın ötesinde daha kişisel ve bilgiyi pekiştiren çağdaş bir eğitim modeli sunuyor. Ayrıca, Türk Telekom Akademi’nin geliştirdiği sanal sınıflar sayesinde, uzman eğitmenlerin Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki öğrencilere internet üzerinden etkileşimli dersler verilebilecek ve böylelikle özellikle lise ve üniversite giriş sınavlarındaki fırsat eşitsizliğinin üstesinden gelinebilecek.

İlk ve orta ve lise eğitiminin yanısıra, eğitimin son halkası üniversitelerin de artık sanal ortamı etkin biçimde kullanması ve öğrenci-akademisyen-idareci arası iletişimi ile bilgi paylaşımını ağırlıkla bu ortamdan yapması gerekli.

Yapılanlar elbette heyecan verici ancak Türkiye’nin eğitimde çağı yakalaması, ancak bir devlet politikası olarak içselleştirdiğinde anlamlı hale gelebilir. Bu da internetin, suç ya da eğlence bataklığından ziyade bilginin etkin paylaşıldığı ve kullanıldığı bir etkileşim ortamı olarak kabul edilmesi ve bu kabul ile birlikte üretilecek eğitim politikalarının süratle hayata geçirilmesiyle sağlanabilir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Milli Eğitim Seferberliği, Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış bir milletin, çağdaş bir toplum olmasını sağlamıştı. 21. Yüzyılda başlatılacak bir Sanal Eğitim Seferberliği de Türkiye’yi, Cumhuriyet’in 100. yılında dünyanın seçkin bilgi toplumlarından birine dönüştürebilir.

Para kazanmanın teorisi

henüz yorum yok

para kazanma

Para kazanmak için ne yapmalı ? Bugün mü para kazanmalı, yarını mı beklemeli, bir sonraki haftayı mı beklemeli ?

Gartner’ın hype cycle’ını biliyorsunuzdur, bilmeyenler için özetleyim, her yeni kavram, fikir önce büyük bir beklentiye doğru ilerler, sonra beklentiler azalır, bu sırada fikir ayağı daha sağlam basmaya başlar, sonra da halka hitap edecek hale gelir ve büyür. En kaba tarifi budur.

Inovasyon kelimesini sıkça duyuyorsunuzdur. Inovasyon ile ilgili son birkaç yıldır sürekli kafa yoran birisi olarak ve 10 aylık girişimci olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim. Inovasyon sizin o an para kazanmanızı sağlamaz, inovasyon ileriye dönük yatırımdır. Geleceğe yatırım yapmak da nefesinizle alakalıdır. Yani nefesiniz yeterse öne çıkarsınız yetmezse başarısız olursunuz. Girişimcinin inovatif olması gerektiğini savunan biri olarak bu sözümü geri alma kararı aldım. Girişimcinin nefesi azdır. Bu nedenledir ki girişimcinin o gün ne tutuyorsa onu yapmasının en doğru olduğunu savunmaya başladım. Bunu da Gatrner’ın hype cycle’ı ile açıklamaya çalışayım. Şu anda biraz interneti takip ediyorsanız farketmişsinizdir. Farmville tarzı oyunlar, özel/grup alışveriş siteleri, online oyunlar en çok revaçta olan alanlar. Bu alanlara girenler son aylarda ya satın alındılar, ya da büyüme evresine geçtiler. Şu anda Augmented Reality servisi yapmak bir girişimci için lüks, lokasyon bazlı servis yapmak nefesiniz varsa iyi. Bir ara fiyat karşılaştırma sitelerini de hatırlıyorsunuzdur, ben 6-7 tane sayabiliyordum :)

Girişimcinin ilk amacı o gün nefes alabilmek olmalıdır, sonraki gün için yatırım da yapabiliyorsa zaten büyümeye başlayacaktır. Alacağınız yatırımlar, teşvikler sizi yarına hazırlar. Bu yüzden inovasyon odaklı hareket etmek istiyorsanız ya bugünün nefesini depolayın, biraz da yarına nefes bırakın!

Ben

Yazar: serkanunsal

22 May 2010 , 16:29

Görsel Anlatımlarla Girişimcilik

1 yorum



Son yıllardaki tecrübelerim ve etrafımdakilerin tecrübelerinden derlediğim eğlenceli olduğunu düşündüğüm bir sunumu sizlerle paylaşayım istedim. Sunumun içine yazı yazmak istemedim aslında ama bu tip dijital sunumların üzerine konuşmayınca veya dipnot düşmeyince anlamı azalıyor…


Yazar: serkanunsal

14 May 2010 , 14:49